Fatih Ertürk yazdı…

Halk TV’de yapımcılığının ve sunuculuğunu 7 yıldan bu yana aralıksız üstlendiğim “Türkiye Nereye” programının bu haftaki konuklarından biri Prof. Dr. Ümit Özdağ’dı.

Ümit hoca konuşmasında Suriye’den söz ederken şöyle bir cümle kullandı; “Hatay’ın geleceği bölgedeki Suriyelilerin ne olacağıyla yakında ilgilidir. Özellikle halen Suriye’de Türkiye’nin kontörlünde bulunan bölgedeki ağır silahlı cihatçı grupların gözlerini Türkiye’ye dikmesi durumunda Hatay sıkıntıya girebilir”.

Şimdi diyeceksiniz ki bu kadar sıkıntı, salgın, krizin içinde Hatay’ın sorunu sadece Suriyeliler mi?

Ne yazık ki yanıtım Evet…!

Hatay kendi içindeki Suriyeliler sorunu çözemedikçe, bu sıkıntı Hatay’ın; iç turizmini, dış turizmini, sosyolojik ve psikolojik gelişimini, ekonomisini, toplumsal sağlığını doğrudan etkilemeye devam edecek.

Bakın yayınlanan “Suriyeliler Barometre”sinde Türkiye’nin halen Suriye topraklarında 10’dan fazla askeri noktada 10 binden fazla askeriyle her an Suriye ile yeni bir çatışmanın eşiğine geleceğinden herkesin korkusu var.

Kendi yurttaşından önce Türkiye’ye göç eden Suriyeli göçmenlerin varlığıyla daha yakından ilgilenen; çarpık ve çağ dışı rüyalar, hayaller içindeki bir yönetim anlayışı altında Türkiye’nin bu çatışmalar yeniden başlarsa hükümet nezdinde bölgede ne yapacağı konusunda kimsenin bir bilgisi yok.

Ne Türk’ü, ne de Suriyelisi kimse bu ülkeyi yöneten insanların dürüstlüğüne, açık sözlülüğüne ya da yurt severliğine ne yazık ki inanmıyor ve güvenmiyor.

Hatay halkı ayrıca içinde yaşayan ve bir türlü yaşayan kültüre entegre olmayı beceremeyen ve buna açıkça direnin Suriyeliler konusunda da rahatsız.

Suriyeliler Barometresi 2019’a göre; toplumunun yüzde 84,5’i, ‘Suriyeliler devlet yardımları ile yaşıyor’ diyor. Yüzde 54’ü ise Suriyelilerin dilenerek yaşadığına inanıyor. Fakat aynı toplumunun yüzde 56’sı ‘Suriyelilere Çalışma İzni verilmesin’, yüzde 67’si de ‘Kesinlikle bir işyeri açmasın’ diyor.

Hatay’ın baş etmesi gereken en önemli sorunlardan biri de yerleşik nüfusun ilden göç etmeye başlamasıdır. Özellikle Hatay ilinin kültür ve sanat merkezi Antakya’dan göç eden “Antakyalı” nüfus sayısı 30 bin rakamına yaklaştı. Göç edenlerin önemli bir kısmı Orta ve Batı Akdeniz’e iniyor.

İşin ilginç yanı göç edenlerin önemli bir kesimi “Gerçek Antakyalı”. Ve bu göçün ana kaynaklarından biri Antakya’nın artık toplumsal anlamda “yaşanılmaz” hale gelmesi iddiası. Hatay’ı var eden, tarihi geçmişi 5 bin yıla yaklaşan Antakya’dır.

Herkes bu kenti yaşanılır kılmak zorundadır. Selefilere sempati besleyen, cihatçı grupları “öfkeli güzel çocuklar” biçiminde niteleyen iktidarın Türkiye’nin geleceğini yok ettiği gibi Hatay ve Antakya’nın geleceğini de bir avuç dinci eşkıyaya terk eden bu anlayışının sona ermesi ve “Hatay, Hataylılarındır” düsturuyla toplumun bir an önce harekete geçmesi gerekir.

Vakit çok geç olmadan, “Basra harap olmadan” önce…