Gülcan Havva Eraslan yazdı…


Millî Düşünce Merkezi’nin ev sahipliğinde, İlay Aksoy ile birlikte Geçici Koruma Kanunu (GKK) Altındaki Suriyeliler Çalıştayı gerçekleştirdik Çalıştayın geniş raporu kamuoyu ile daha sonra paylaşılacak ama belli başlı konularına kısaca burada yer vermek istiyorum.

Suriye’den göçün ilk yılları ve Türkiye’nin yaklaşımı
2013 yılında Türkiye’de toplam Suriyeli nüfus 224 bin iken Türkiye, Suriyeli çocukları hızla eğitime dâhil etmeye başlayıp, Suriyeli çocuklar özelinde ailelere de psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmeti vermeye başladı.

Savaştan kaçarak göç eden travmatik Suriyelilerin rehabilitasyonuna yönelik çalışmalar, elbette insani olarak çok önemli ve doğru bir adım. Bu rehabilitasyon sürecinde ilköğretim seviyesindeki çocukların devlet okullarına entegre edilişi üzerine yoğun bir mesai harcandığı ve yaşanan sorunların hiç de azımsanamayacağı sahadaki çalışmacılar tarafından ifade ediliyor. Ama bu çalışmalar aynı zamanda siyasi boyutu olan projeler olarak dikkat çekiyor.

2014 yılında, bir yılda, göç etmiş kişi sayısı 224 binden 1,5 milyona ulaşınca, daha o yıllarda Suriyelilerin savaş bitse ve ortam ne kadar normalleşse de %80’lik kısmının, Suriye’ye dönmeyeceği algısı işlenmeye, Suriyelilerin Türkiye’de kalıcı olmalarına yönelik uygulamalar hayata geçmeye başladı.

Özellikle, üniversite çağındaki Suriyelilerin, Suriye’deki eğitimleri hakkında sadece beyanlarıyla üniversiteye gidebilmeleri çok öne çıkmakta. Yabancı öğrenci kontenjanlarındaki kota sınırının kalkması da büyük bir ayrıcalık.

Suriyelilerin Türkiye’de çok kolay bir şekilde denklik alabilmeleri de bu ayrıcalığı daha da belirgin hâle getiriyor. Devlet üniversitelerinde tüm giderlerinin Türk milleti tarafından finanse edilmesi, sosyal yardım ve temel insani giderlerinin milletin cebinden karşılanması gibi bir dizi somut olay da bunu imtiyaz hâline yükseltiyor.

Çalıştay katılımcılarının tamamı, Türk toplumunun bu kontrolsüz ve yoğun göç karşısında yaşadığı göç travması ve ruh sağlığını iktidarın hiç önemsemediğini, önceliğin daima Suriyeli bireylere verildiği hususunda uzlaştı.

Eğitim ve sağlık; AB fonları ile desteklense de rakamlar çok önemli bir maliyetin Türk milleti tarafından karşılandığını ortaya koyuyor. Toplamda 10 yılda 1 milyon Suriyeli çocuğa eğitim anlamında ulaşıldığı, eğitime düzenli devam eden Suriyeli çocuk sayısının 650 bin civarında olduğu ifade ediliyor.

AB Delegasyonu, Türkiye çift dilli bir ülkeymiş gibi Arapçayı Türkçe açıklamaları ile birlikte kullanıyor. Fiilî olarak dünyada Türkiye’nin çift/çok dillilik algısı yerleştiriliyor. Sokak ve dükkânlardan sonra, artık devlet kurumları bünyesinde de Arapça kendine yer buluyor. (Çağlayan Adliyesi, hastaneler, PTT,  ehliyet sınavı vb.) Çift hatta çok dillilik, Kürtçeden sonra Arapça ana dili isteği, yavaş yavaş Türkiye’den talep edilebilir görüşü önemli bir tespitti.

Türkiye’nin Suriyelilere harcadığı para
Prof. Dr. Mehmet Alagöz, 2017’de Recep Akdağ’ın AA’na yaptığı bir açıklamada söylediği Suriyelilere 30.2 milyar Dolar harcandı ifadesinden yola çıkarak bir analiz yapmış.
2017’de yaptığı hesaplamada 1 Suriyelinin Türkiye’ye aylık maliyeti 300 Dolar, yıllık 3600 Dolar. Bu rakamdan yola çıkarak yapılan tahmini hesapla 2011- 2020 31 Aralık’a kadar Türkiye, Suriyeliler için toplam 71 milyar Dolar harcama yapmış.(Kayıt dışı çalışma ile devletin vergi kaybı, ucuz iş gücü nedeniyle Türk vatandaşlarının işsiz kalması, 4a kadrolu çalışan sayısında resmî rakamda en az 600 bin civarında azalma, konut ve kira giderleri, kayıt dışı ve ruhsatsız iş yeri açma ile haksız rekabet, sağlık, eğitim ve güvenlik personeli istihdamının maliyeti gibi dolaylı maliyet ve kayıplar bu rakama dâhil değil.)

Almanya Köln Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada 1 Suriyelinin Almanya’ya 1 aylık maliyeti 1.250 Avro. Almanya’daki tüm Suriyelilerin maliyetinin 230 milyar Avro olacağı hesaplanmış. Görülen son derece yüksek maliyet ve bu göçün tüm yükü, Türkiye’nin omuzlarına yıkılmış durumda.

Başbakan Yardımcısı Akdağ’ın açıklamalarından hareketle yapılan analizde, 2011-2017 arasında Suriyelilere 30.2 milyar dolar harcandığı sonucuna ulaşılıyor (nüfus; 3.500.000 civarı).

Aynı dönemde, yani 2011-2017 arasında Türk halkına, Türk devletleri ve yurt dışı yatırımlara 50 milyar Dolar harcanmış (nüfus; Türkiye 80 milyon, Türk devletleri, Balkanlar ve Afrika ülkelerine yapılan yatırımlar). Nüfusa oranla harcamaya bakıldığında Suriyelilere Türk halkından katbekat fazla para harcandığı görülüyor. Yani harcamayı nüfusa oranlayan yaklaşık bir hesapla, 6 yılda 80 milyon Türk’e harcanan para kişi başına 625 Dolar iken, 2014 itibarıyla 1 milyonu aşan ve 2017’de  3,5 milyona yaklaşan 1 Suriyeliye toplamda 8571 Dolar  gibi bir rakam harcanmış. Hesap yılı başlangıcı olayların başladığı 2011 olmakla birlikte sığınmacı nüfusunun artışı 2014’den itibaren büyük bir hıza ulaşmıştır. Bu da harcamaların Türk milleti için daha da ağır hâle geldiğini göstermektedir.

Türkiye’ye 2011-2020 arasında (2021’de gelecek para da dâhil) AB, WHO, FAO gibi kuruluşlardan Suriyeliler için toplamda 8.5 milyar Dolar geldiği de göz önüne alındığında, Türk milletinin neredeyse varını yoğunu Geçici Koruma Altındaki Suriyelilere harcar duruma getirildiği anlaşılmaktadır.

Suriye’ye geri dönüş için Suriye Devletinin yaptığı hazırlıklar
Suriye’de yapılan hazırlıklar ile ilgili Deniz Büstani’nin verdiği bilgiler son derece çarpıcıydı. Gazeteci olan Büstani, Esad’ın Suriye’ye geri dönüşler için 2011’den sonra birinin kapsamı farklı olmak üzere 5 af çıkarttığını ifade etti. Bu aflarla, geri dönüşlerde sadece kitlesel katliamlara karışanların tutuklanacağı onun dışında kimseye dokunulmayacağı garanti edilmiş durumda. İdam cezası kaldırılmış ve müebbet hapis cezası da sadece istihbarat örgütleri ile işbirliği yaptığı kesin olarak belirlenmiş ve ihanet edenler için uygulandığının bilgisi verildi.

Büstani, Suriye Devletinin topraklarının %70’inde tam hâkimiyetini sağladığı, Lübnan ve Ürdün üzerinden geri dönüşlerin başladığını söyledi. Suriye yönetiminin, devamlı, Türk halkı ile sorunlu olmadığını, iktidar ile de tüm yaşananlara rağmen, Suriye’nin yüksek menfaatleri için yaşananları geride bırakarak diyalog kurmaya hazır olduğu yönünde açıklamalar yaptığını belirtti.

Türkiye ile yaşanan iletişimsizliğin PKK’yı bölgede son derece güçlendirdiği üzerinde duruldu. Bunun da Türkiye, Irak ve Suriye’yi tehdit eden bir yapılaşmanın kurulmasını kolaylaştırdığına işaret edildi.  Üç ülkenin de güvenliğinin sağlanması Suriye ve Türkiye’nin diyalog kurması ile mümkün. Ekonomik olarak Türkiye’ye Arap coğrafyasındaki pazarı kaybettiriyor, içeride de ciddi bir ekonomik maliyet üstlenmesine yol açıyor.

Suriye; göç etmiş tüm vatandaşlarını, vatanları olan Suriye’ye amasız ve fakatsız geri çağırıyor. Bunu da “Suriye Devleti vatandaşını terk etmez” çağrısıyla yapıyor. Peki Suriyeliler, vatanlarını bu çağrıya rağmen terk etmeye devam mı edecekler?