Bilgiden Algıya: Türkiye’deki Sığınmacı, Göçmen ve  Mülteci Algısı Üzerine Bir Çalışma

 

Proje Ekibi: Aşkınnur Eşigül (Proje Koordinatörü), Betül Kübra Arslan, Alper Şükrü Gencer, Salih Tosun, Seren Selvin Korkmaz, Şafak Beren Yıldırım 

PS:EUROPE (Avrupa Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü) izni olmadan bu çalışmanın hiçbir kısmı elektronik ya da mekanik yollarla (fotokopi, kayıtların ya da bilgilerin arşivlenmesi, vs.) çoğaltılamaz.

Bu çalışmada belirtilen görüşler yazarlara ait olup PS:EUROPE kurumsal görüşleri ile kısmen ya da tamamen örtüşmeyebilir.

 

ÖNSÖZ

 

İstanbul’da yaşayan bireyler olarak, farkında olarak ya da olmayarak birlikte yaşadığımız Suriyeliler ve diğer sığınmacı, göçmen ve mülteciler üzerine hazırladığımız bu projenin fikri; rutin bir sohbet sırasında ortaya çıktı. Neredeyse her gün üzerine konuştuğumuz ve haklarında konuşulduğunu işittiğimiz bu insanlara dair algılara ve bu algıların kaynağına dair merakımız bu çalışmanın gerçekleşmesindeki itici gücü oluşturdu.

Geliştirip araştırma projesi haline getirdiğimiz fikrimizin, bir araştırma raporuna dönüşebilmesinde en büyük pay, kuşkusuz Friedrich Ebert Stiftung Türkiye Temsilciliği’ne aittir. Doç.Dr. Emre Erdoğan’a da projenin her adımındaki destekleri için teşekkürü bir borç biliriz. Çalışmamızın Suriyeliler ve diğer sığınmacı göçmen ve mültecilerin toplumun farklı kesimlerinden bireyler tarafından nasıl algılandığı üzerine yapılacak gelecek çalışmalar için bir öncül olmasını umuyoruz.  

 

BİLGİDEN ALGIYA: TÜRKİYE’DEKİ SIĞINMACI, GÖÇMEN VE MÜLTECİ ALGISI ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA

TÜRKİYE’DEKİ SIĞINMACILAR, GÖÇMENLER VE MÜLTECİLER

Coğrafi ve siyasi konumuyla transit bir ülke olan Türkiye’de 3.5 milyondan fazla uluslararası ve geçici koruma altında olan sığınmacı, mülteci ve düzensiz göçmen (Buradan itibaren SGM kullanılacaktır) bulunmaktadır.[1] 2011 yılından bu yana süregelen Suriye krizi ise 10 milyona yakın insanı yerinden etmiş, krizin patlamasından itibaren Türkiye; Suriyelilere koruma sağlayacak açık sınır politikası izlemiştir (Yıldız & Uzgören, 2016). Birleşik Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMYK) istatistiklerine göre şu an Türkiye’de 3,079,914 kayıtlı Suriyeli sığınmacı yaşamaktadır.[2] Özgürlük Araştırmaları Derneği’nin raporuna göre Suriyeli mültecilerin sadece %8’i 10 ilde bulunan 25 mülteci kampında yaşarken geriye kalan %92’si şehirlerde yaşamaktadır (Erdoğan, Kavukçuer, & Çetinkaya, 2017). Bu durum ise Suriyelileri önemli bir toplumsal olgu haline getirmekte ve pek çok tartışmanın merkezine yerleştirmektedir.

Suriyeli mültecilerin demografisine bakıldığında, %44’ü 18 yaşından küçük çocuklardan oluşurken toplamda %72’si ise özel korumaya muhtaç kadın ve çocuklardan oluşmaktadır (Erdoğan vd., 2017). Çocukların sadece %36’sı devlet destekli eğitim alabilirken geriye kalan çocuklarsa ya enformel bir eğitim almakta ya da hiç eğitim alamamaktadır (Erdoğan vd., 2017). Çalışma koşullarına bakıldığında ise Suriyeli mülteci işçilerin Türk işçilerinin sahip olduğu yasal haklardan yararlanmalarını sağlamak için çalışma izni verme gibi belirli adımlar atılmış olsa da, çalışma izni alanların oranının çok düşük olduğu bilinmektedir (Korkmaz, 2017). Türkiye’de bulunan Suriyeli mültecilerin en az 400.000-500.000’inin kayıt dışı istihdam edildiği tahmin edilmektedir (Erdoğan vd., 2017). Bu durum ise Türkiye’deki yüksek işsizlik oranı (%10.5, Nisan 2017) ile birlikte “Suriyeliler ve iş güvenliği” üzerinden tartışmalara sebep olmaktadır (Erdoğan vd., 2017).

MEDYA VE SIĞINMACILAR, GÖÇMENLER VE MÜLTECİLER

Medyanın, göçmenler ve mülteciler hakkında kamuoyunda oluşan algıları ve söylemleri belirlemede önemli rol oynadığı birçok çalışmada yer almıştır. Bu çalışmalar, medyanın yalnızca ev sahibi toplum için potansiyel tehditleri vurgulayan tasvirler yoluyla göçmenlerin ve mültecilerin ‘ötekileştirilmesini’ teşvik etmekle kalmayıp göçmenleri insani özelliklerinden ayırarak bunun sonucunda ortaya çıkabilecek sonuçlara ilişkin hazır halde gerekçelendirmeler yapabileceğini düşündürmektedir (Blinder vd.,, 2011). Medya, siyasi mesajları yaygınlaştırmanın yanı sıra bu konularda belirli pozisyonlar oluşturup, bu konuları destekleyebilir ya da karşıt söylemler üretebilir (Blinder, Ruhs & Vargas-Silva, 2011).

Göçmen ve mültecilerin nasıl çerçevelenip temsil edildiği hususunda ise değişik düşünceler mevcuttur. Genel kabul gören yaklaşımın öne sürdüğü ve üç aşamada ele alınan çerçevelemenin adımları şunlardır: siyasi aktörler tarafından bilginin üretimi, çerçevelerin medya tarafından uygulanması ve bunların bireyler üzerindeki etkisi (Helbling, 2004). Göç, göçmen, ve mülteci üzerine bilgi üretiminde siyasi aktörlerin ideolojik tutumları ve çıkarları önemli olurken aynı zamanda bu aktörlerin ürettikleri bilgi ve söylemlerin herhangi bir siyasi partinin desteğini alıp almadığı da göz önüne alınması gereken bir etmendir (Slothuus & Vreese, 2010).

İkinci aşama olan çerçevenin medya tarafından uygulanması da en az çerçevenin üretimi kadar bu süreçte önemli bir yer tutmaktadır. Medyanın ilk paragrafta da ifade edilen etkiye sahip olmasının nedenlerinden biri göçmenlere ve göç politikalarına karşı olan algısal pozisyonun, insanların önem atfettiği ırk, etnisite, sınıf gibi belirli özelliklere göre değişkenlik göstermesidir (Hainmueller & Hiscox, 2010).  Bu etken ise karmaşık bir konsept olan ‘göç’ü anlamak için göçün zihinsel temsilini anlamamız gerektiğini vurgulayan psikoloji disiplininde yapılmış çalışmalara dayanmaktadır (Cook, 1985; Schwarz, 1998; Wyer & Carlston, 1994). Göçün zihinsel imajlarının değişiklik göstermesi, bu imajlardaki farklılıkların göç algısını ve göç politikalarını nasıl etkilediğini karar verme mekanizması çerçevesinde araştırmayı önemli kılmaktadır (Wyer &

Carlston, 1994).

Bu çalışmalardan biri, Blinder’ın göçmen algıları, göç tutumları ve İngiliz basınından 2010’dan 2011’e kadarki  göçmen haberleri üzerine yaptığı çalışmalara dayanarak, hem göçmenlerin hem de göçün medya kapsamındaki halk algısının ‘gerçeklik’ten farklılaşabileceğini vurgulamıştır (aktaran Blinder vd., 2011). Blinder ‘hayali göç’ün ‘gerçek göç’ten farklılaşmasını, insanların algılarındaki göçmen profilleri ile devletin sosyal politikaların hedeflediği göçmen kitlesini karşılaştırarak çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur (2015). Bu bulgunun bir başka önemli dışavurumu ise İngilizlere göçmenler hakkında ne düşündükleri sorulduğunda ortaya çıkmıştır. Her ne kadar göç dalgasının büyük çoğunluğunu öğrenciler oluştursa da, İngilizlerin akıllarına öğrencilerden daha çok sığınmacıların geldiği ortaya konulmuştur (Blinder, 2015).

Bir başka çalışmada ise Batılı ülkelerde medyanın, göçmen ve mültecileri insani özelliklerinden ayırarak ‘ötekileştirme’ sürecinde nasıl rol oynadığı gözlemlenmiştir. (Esses, Medianu & Lawson, 2013). Bu çalışmaya göre ‘ötekileştirilme’ sürecindeki önemli dinamikler arasında popüler algıyı şekillendiren göçmen ve mülteci medya temsilleri bulunmaktadır. Yaygın temsillerden bazıları mülteci ve göçmenlerin bulaşıcı hastalık yayması, sahtekar olması, terörizmin yayılmasında rol oynaması gibi ‘hayali atıflar’ bulunmaktadır (Esses vd., 2013). ‘Avrupa’da İslam’ adlı bir raporun bulgusu ise Norveç medyasındaki 2009 yılına ait haber ve sunumlar üzerine yapılan söylem analizine göre medyadaki göçmenlerle ilgili haberlerin yaklaşık %90’ının problem odaklı olmasıdır (aktaran Esses vd., 2013). Bu ise kaçınılmaz bir şekilde kitlelerin göçmen algısını şekillendirmekte ve ‘hayali göç’ ile ‘gerçek göç’ arasındaki ayrışmayı daha da ciddileştirmektedir.

Mültecilerin yakın zamanda evlerine dönmeyecek olması ve kamp dışında yaşayanların sayısının artmasıyla, mülteciler, konuk veya misafir gibi değil de kalıcı olarak görülmeye başlanmıştır. Bu durum ise hükümetin, mültecilerin ihtiyaçlarını karşılayan ve entegre olmalarını sağlayacak imkânlar sunmasını zorunlu hale getirmiştir (Kirişçi, 2014). Bununla ilgili olarak, Türkiye’de yaşayan insanalar arasında, ‘konuklar’ın eğitim ve sağlık alanında edindikleri çeşitli haklardan rahatsız duyma gittikçe artmıştır (Nielsen, 2016, s.102). Hatta Nielsen’e göre, Suriyeliler artık korkunç bir iç savaşın kurbanı olarak değil, toplulukların barış ve huzurunu bozan ve Türk hükümetinden istifade eden insanlar olarak görülmektedir (2016, s.102).  Bir diğer çalışmaya göre ise Suriyelilere karşı olan genel algı üç temel faktörden etkilenmektedir: bölgedeki demografik/etnik dönüşüm, mezhepsel faktörlerin mültecilere karşı şüpheyi arttırması ve yerel halktaki ekonomik ‘yük’ algısı (Navruz & Çukurçayır, 2015). İçduygu’ya göre bu faktörlere belirli bölgelerdeki ‘rekabet duygusu’ da eklenince, Suriyeli sığınmacılara sağlanan çeşitli sosyal ve ekonomik yardımlar ve olanaklar da aşağıdan yukarıya doğru ortaya çıkan bir dizi toplumsal tepkiye yol açtı (2017). Ekonomik yardıma ihtiyacı olduğunu dile getiren yoksul toplum kesimlerin, eğitim ve sağlık gibi alanlarda Suriyelilere ayrıcalıklı davranılmasını eleştirenlerin ve farklı etnik ya da dini kimliklerin kendilerini tehdit ettiğini düşünenlerin, çok örgütlü olmasalar da gösterdiği tepkilerin Suriye mülteci krizinin siyasallaşma sürecinin erken örneklerini verdiğini belirtiyor (İçduygu, 2017, s.36).

Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de ana akım medyada nasıl tasvir edildiğine bakacak olursak, ana akım medyanın sığınmacılara yönelik ayrımcı söylemleri yeniden ürettiği gözlemlenir (Doğanay & Keneş, 2016). Yapılan çalışmalarda medyada ayrımcı söylemlerin şu temel düzlemlerde sorunlaştırıldığı görülmüştür: ekonomik yük ve güvenlik bağlamında tehdit olarak mültecilerin varlığı, mültecilerin sayısının vurgulanması suretiyle nesnelleştirme ve mültecilere karşı olan tepkileri duygusallaştırma ve “yasadışı göçmen” vurgusuyla sığınmacıları illegal bir şekilde gösterme (Doğanay & Keneş, 2016; Erdoğan, 2017). Suriyeli mülteciler için basında kullanılan  metaforların ayrımcı ve ırkçı söylemler için işlevsel olduğu da gözlemlenmektedir. Örneğin, mültecilerin Türkiye’ye toplu olarak giris ̧ yaptıklarını konu edinen haberlerde mülteciler, ‘akın, sel, dalga’ gibi metaforlarla kavramsallasţ ırılmıs ̧ ve böylece ‘mülteciler çesitli tehlikelere ̧ yol açacak tehditlerdir’ algısı oluşturulmuştur (Keneş, 2015, s.276). Ekonomi ile ilişkili metaforlarının kullanıldığı haberlerde ise mülteciler bir yandan maliyet, gider, fatura, harcama sözcükleri ile tanımlanarak ekonomik bir yük olarak gösterilmis, bir yandan da ̧ ‘kaçak, sigortasız, ucuz’ gibi sıfatlarla kullanısļ ı bir ürün gibi sunularak ‘isverenin y̧ ükünü azaltan, ekonomiye katkı saglayan kis̆ ileŗ ’ olarak konumlandırılmısţ ır (Keneş, 2015, s.276).

Mültecilerin geleneksel medyada olduğu gibi sosyal medyada da ayrımcı bir dille tasvir edildiği görülmektedir. Türkiye’de sosyal medya kullanıcılarının Suriyeli mültecilere ilişkin sosyal temsillerini incelemek amacıyla dört farklı sözlükteki (Ekşi, İnci, İTÜ ve Uludağ) girdileri analiz eden bir çalışmaya göre girdilerin büyük bir bölümünün Suriyeli mültecilerin özelliklerine ilişkin olumsuz sosyal temsilleri yansıttığı görülmüştür (Özdemir & Özkan, 2016). Girdilerin içeriğine bakıldığında mültecilerin ‘sözde savaş mağduru, dilenci, ipsiz sapsız/başıboş, korkak vatan haini, zorba ve haraç kesen’ gibi sıfatlarla nitelendirildiği gözlemlenmiştir (Özdemir vd., p.235, 2016). Bir başka çalışmada ise 2015 yılında Suriyelilerin Avrupa medyasında görünür olmasına müteakip  #refugeesNOTwelcome (mülteciler istenmiyorsunuz) etiketiyle paylaşılan resimler ve tweetler analiz edilmiş, özellikle erkek mülteciler hakkında üretilen hakim olumsuz söylemlerin ‘tecavüzcü, terörist ya da savaştan kaçan korkaklar’ temaları çevresinde şekillendiği görülmüştür (Rettberg & Gaijala, 2016).

Son olarak, ana akım ve sosyal medyada sığınmacı ve mültecilerin çerçevelenme biçimlerinin dış politika ve hükümet söylemlerinden de etkilendiği görülmektedir. Özgürlük Araştırmaları Derneği’nin ulusal, yerel ve dijital medya taraması ile gerçekleştirdiği 5 yılı kapsayan çalışmaya göre çeşitli medya kaynaklarında Suriyeli mültecilerin çerçevelenmesi sosyolojik ya da hümanist boyutlarda değil de dış politika ve Suriye’deki rejimin geleceği üzerinden gerçekleştirilmiştir (Erdoğan vd., 2017). Bunun yanı sıra medyada Suriyeli mültecilere yer verilirken yıllara göre değişen temalar göze çarpmaktadır. Suriyeli mülteciler 2013-2014 yıllarında ‘Esad rejiminin geleceği’ olarak ele alınırken, 2014-2015 yıllarında ‘Avrupa’ya büyük kaçış’ ve ‘AB-Türkiye vize görüşmeleri’ olarak medyada yer bulmuş 2016 yılında ise ‘vatandaşlık verilmesi’ üzerinden tartışılmıştır (Erdoğan vd., 2017).

ARAŞTIRMA YÖNTEMİ

Araştırmada veri toplama yöntemi olarak odak grup görüşmelerine başvurulmuştur. Toplamda 30 kişilik üç odak grup çalışması yapılmış olup, bunlardan ilki 26-60 yaş arası kadınlar, ikincisi 26-60 yaş arası erkekler ve üçüncüsü ise 18-25 yaş arası gençler ile gerçekleştirilmiştir. Her odak grup çalışması 60 ile 75 dakika arasında sürmüştür. Toplamda 16 erkek ve 14 kadın katılımcı ile görüşülmüştür. Katılımcıların tümü İstanbul’da ikâmet etmektedir. Bu katılımcılar kota yöntemi ile belirlenmiş, kıstas olarak da sosyoekonomik durum, desteklenen siyasi parti ve eğitim seviyesi çeşitliliği gözetilmiştir. Kota dağılımı aşağıdaki gibidir:

Görüşmelerden önce katılımcılara 23 soruluk bir bilgi formu uygulanarak takip ettikleri medya platformları, Türkiye’deki SGM’ler hakkındaki genel düşünceleri ve demografik bilgileri hakkında sorular soruldu. Odak grup çalışmaları sırasında katılımcılara bilgi formundaki sorulara paralel olarak, başta Suriyeliler olmak üzere SGM’ler hakkındaki fikirleri, onların sahip olduklarını düşündükleri haklar ve gelecekte Suriyeliler ile birlikte yaşama tahayyülü hakkında sorular soruldu. Her üç odak grupta da  tartışmalar Suriyeliler ekseninde yoğunlaştı. Ayrıca teyit.org” platformu üzerinden asılsız olarak nitelendirilen haberlerden dört tanesi seçilerek bunların görülüp görülmediği, haber hakkında ne düşündükleri ve onlara göre haberin doğru olup olmadığı soruldu.3  Tablo 1. Odak Grupları Hakkında bilgiler

Ön bilgi formlarından elde edilen veriler ile odak grup görüşmelerinin transkripsiyon metinleri üzerinden yapılan içerik analizinin verileri birleştirilerek araştırma gerçekleştirildi. İçerik analizi sırasında kullanılan konseptler tümevarım yaklaşımıyla transkripsiyon metinleri serbest okunarak oluşturuldu; daha sonra ise tüm metinler eleştirel bir şekilde kodlandı. Kodlamada kullanılan konseptler aşağıdaki gibidir:

Karşılaşma-Etkileşim: Bu çalışmada başta Suriyeli mülteciler olmak üzere SGM’ler ile katılımcıların ilişkilerini tanımlayan iki temel kavram kullanılmıştır. Bunlardan ilki “karşılaşma” olup, toplum içerisinde bir arada olduğu halde ilişkilerin yüzeysel kaldığı durumları  karşılamaktadır. Toplu taşıma araçlarında -özellikle metrobüs-, mahallede ve okulda Suriyeli mültecilerle birlikte bulunma gibi bağlamlar bu kavram için örnek olarak sıralanabilir. İkinci kavram olan “etkileşim” ise katılımcıların bu ilişkileri iş, yaşam ve özel hayatlarında derinleştirerek daha bire-bir iletişim kurdukları durumlarda kullanılmıştır. Örneğin; bazı katılımcıların yaşadıkları mahallelerdeki arkadaşlıkları, iş arkadaşı olmaları veya komşu olmaları da bu kavramın kapsamındadır.

Duyum           ve        Söylenti:         Katılımcıların Türkiye’deki   SGM’ler hakkındaki ifadelerinin rivayete dayandığı, kesinlik taşımayan durumlarda kullanılmıştır.

Empati: Birebir etkileşim gözetmeksizin katılımcıların Türkiye’deki SGM’lerin içinde bulundukları koşulları anlamaya çalışması üzerinden onlar ile duygusal bir  bağ kurma durumu olarak ele alınmıştır. Örneğin bir katılımcının Suriyeli mültecileri Türkiye’de istemiyor olmasına rağmen onların durumlarına üzüldüğünü ifade etmesi bu konsept altında sınıflandırılmıştır.

Güvenlik Algısı: Güvenlik bu çalışmada iki başlık altında ele alınmıştır. Bunlardan ilki “yaşam alanı” içerisinde tehdit altında hissettiğini belirten katılımcıların söylemlerini tanımlamak için kullanılmıştır. İkincisi ise “iş imkanlarının” tehdit altında olduğunun ifadesini tanımlamak için kullanılmıştır. Aşağıda belirtilen alıntı, her iki güvenlik algısı üzerinden de kodlanmıştır:

“Şöyle, iş konusunda bizim de sıkıntımız oluyor, erkekler olsun bayanlar olsun. Bir de onlar geliyor onları daha ucuza işe alıyorlar artık, herhalde onlar yüzünden biz de işsiz kalıyoruz. Bu yönden yani hiç hoş bulmuyorum, bir de şöyle taşındıkları yerlere baya da bir yoğun geliyorlar, rahatsızlık konusunda, o da bir şey. Apartman konusunda rahatsız olunuyor, bu konuda daha çok rahatsız oluyorum (…) Sokakta yürüyemiyoruz.” (Kadın, 36)

Milliyetçilik: Katılımcıların Türkiye’deki SGM’ler hakkındaki fikirlerini – gerek olumlu gerek olumsuz – milliyetçilik, vatan, toprak, müdafaa, tarihsel referanslar ve militarizm üzerine kurulmuş bir söylemle ifade etmesini tanımlar.

“(…)Bizim askerlerimiz oraya gidiyor savaşıyor ama onlar burada deniz kenarında falan her şeyin keyfini çıkarıyorlar o zaman bunların çocuklarına bakalım ama kendileri gitsinler ülkelerine savaşsınlar (…)” (Kadın, 35)

Kadın, Çocuk & Erkek SGM Ayrımı: Katılımcıların Türkiye’deki SGM’leri kadınlar&çocuklar ve erkekler olarak ikiye ayırmasını ve bunun üzerinden farklı fikirler sunmasını ifade etmektedir.

Suçlu Algısı:  Suçlu algısı bu çalışmada iki bakımdan ele alınmıştır. Bunlardan ilki daha “hafif suçları” (hırsızlık – dolandırıcılık) içerirken diğeri daha “ağır suçları” (insan kaçırma – bıçaklama) tanımlamada kullanılmıştır .

Ötekileştirme:           Katılımcıların Türkiye’deki   SGM’leri         ‘insani özellikler ve değerlerinde soyutlayıp’, onları uyumsuz, aşağı ve barbar bireyler olarak görmesidir.  

Adaletsizlik Algısı: Suriyeliler başta olmak üzere SGM’lere tanındığı varsayılan hakların ve imkanların Türkiyelilerden daha fazla olduğunun ifade edildiği durumlar için kullanılmıştır.

Siyasi Eleştiri: Türkiye’deki SGM’lerle ilgili sürdürülmekte olan

ulusal ve uluslararası politikaların eleştirilmesidir.

ANALİZ VE BULGULAR

Katılımcıların arasında tutarlı bir şekilde Suriyeliler ile diğer SGM grupları ayrım gözettiği ön bilgi formunda da açıkça gözlemlendi. Yapılan odak grubu çalışmalarında ise katılımcıların ön bilgi formunda belirttikleri bu yaklaşımı pek çok kez doğrulandı. Suriyelilere karşı olan tutumun, Türkiye’de bulunan diğer SGM gruplarına göre (Afgan, Özbek, Afrikalılar…) daha olumsuz olduğu görüldü. Bu bölümde odak grubu çalışmalarına katılan bireylerin sahip olduğu SGM ve Suriyeli algıları ve bu algıların şekillenmesinde önemli rol oynayan etmenler incelenmiştir.

 

1. Medya ve SGM Algıları

Medya kullanımının katılımcıların özellikle Suriyeliler olmak üzere SGM algılarına etkisini değerlendirmek için hem ön bilgi formunda hem de odak grubu çalışmasında medya tercihlerine yönelik sorular soruldu. Bu yanıtlar çalışmalar sırasında katılımcıların SGM’ler hakkında belirttikleri fikirler ve kullandıkları söylemler ile karşılaştırıldı. Hem odak grup hem de birey bazında yapılan incelemede ortaya çıkan tabloya göre,  katılımcıların haber kaynaklarına dair belirgin bir fark gözlemlenmedi. Bilgi formlarına göre, tüm katılımcılar haberleri takip etmektedir. Gençlerden oluşan odak gruptaki katılımcılar haberleri daha seyrek olarak takip ederken orta yaşlı erkekler ise haberleri en sık takip eden gruptur. Ayrıca,  katılımcıların çoğunluğu haberlere geleneksel (özellikle gazeteler ve ana haber bültenleri) ve sosyal medyadan (dijital haber portalları, Facebook, Twitter, Instagram, sözlük forumları ve Whatsapp) ulaştığını ve bu medya kaynaklarının neredeyse tamamının yerel kaynaklar olduğunu ifade etmiştir.

Görüşmelerdeki ifadeler ve faydalanılan medya türü karşılaştırıldığında,  geleneksel veya sosyal medyadan haber alınıyor olması ile katılımcıların SGM’lere karşı algılarının belirlenmesi arasında doğrudan bir ilişki görülmemiştir. Fakat görüşmeler sırasında katılımcıların geleneksel ve sosyal medyaya duydukları güven karşılaştırıldığında, geleneksel medyada yer bulmuş haberlere ya da iddialara olan güvenin daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle geleneksel medyanın SGM’ler hakkındaki algının şekillenmesinde, dolaylı olarak daha etkin bir rol oynayabileceği çıkarımı yapılabilir. Örneğin, orta yaşlı erkeklerle yapılan görüşmede katılımcılara asılsız bir haber gösterilip, bunun hakkındaki görüşleri sorulmuştur. O ana dek Suriyeliler hakkında olumsuz görüş belirtmiş katılımcılardan birine haberin doğru olup olmadığı sorulduğunda şu yanıtı verdi:

“-(…) İnternetteyse yanlış olabilir.” (Erkek,35)

“-Neredeyse doğru haber olabilir?” (Moderatör)

“-Gazetedeyse, gazete haberiyse. Ana haber bülteni olabilir.” (Erkek, 35)

Çalışmada,  geleneksel ya da sosyal medyadan haber alıyor olmanın SGM algısına doğrudan etkisi olduğuna dair bir bulguya rastlanmamışsa da, katılımcıların söylemleri üzerinden belirlenen konseptler ile literatür bölümündeki çalışmalarda ortaya koyulan geleneksel ve sosyal medyadaki Suriyeli temsillerinin birbirine paralel olduğu görülmüştür. Bu konseptler raporun devamında daha detaylı incelenecektir.

Bunun yanı sıra incelememizin bir diğer önemli bulgusu da “medya okuryazarlığı” olgusudur. Haber alınan kaynağın doğasına özgü kusurlarını göz önüne alarak o kaynağa karşı eleştirel yaklaşım medya okur-yazarlığı olarak ele alınmıştır. Medya okuryazarlığı katılımcıların algısını doğrudan etkilemese bile, karşılaştıkları haberlere eleştirel yaklaşımı tetiklediğinden, dolaylı bir faktör olarak ele alınmıştır.

Medya okuryazarlığının algıya dolaylı etkisi,  katılımcılara asılsızuyarıcı haberler gösterildiğinde kendini belli etmiştir. Gençler ve orta yaşlı erkekler gösterilen haberlerin kaynağını sorgulayarak yalan olma ihtimalini göz önünde bulundurmuştur. Orta yaşlı kadınlarda ise sosyoekonomik statü, desteklenen siyasi parti ya da eğitim seviyesinden bağımsız olarak onlara sunulan haberleri doğru olarak kabul etme eğiliminin daha yüksek olduğu görülmüştür. Etkileşim dahil olmak üzere diğer değişkenlerden hiçbirinin bu durumu açıklayamaması, medya okur-yazarlığının algıya dolaylı etkisini akıllara getirmiştir.

 

Tablo 2. Katılımcılara Gösterilen Asılsız Uyarıcı Haberler

Bu durumu biraz daha açmak gerekirse, genç katılımcılar, sosyal medyanın manipülatif ve kışkırtıcı amaçlarla kullanımı ihtimaline karşı, onlara sunulan asılsız uyarıcı iddiaları kritik bir şekilde ele aldılar. Hatta, odak grup görüşmesi sırasında katılımcılardan biri, uyarıcı haberin doğruluğundan emin olmak için haberin içeriğini cep telefonuyla kontrol ederek içeriğin asılsız olduğunu diğer katılımcılar ile paylaştı. Gençler, yukarıdaki tabloda belirtilen, onlara sunulan dört farklı asılsız ve uyarıcı haberden sadece ikinci haberin doğru olabileceği konusunda hemfikir oldu. Fakat bu haberin tartışılmasında dahi eleştirel duruşlarını muhafaza ettiler. Özellikle asılsız uyarıcı haberlerin kaynağının sosyal medya olması, gençlerin algısında içeriklerin güvenilirliğini zedeledi. Bundan yola çıkarak gençlerden oluşan odak grubunun medya okuryazarlığı konusunda daha yetkin olduğu çıkarımı yapılabilir. Keza yapılan ön bilgi formu sonuçları göz önüne alındığında, gençlerin diğer odak gruplarından daha fazla ve ağırlıklı olarak sosyal medya kullandığı gözlemlenmiştir. Gençlerden oluşan odak grupta, SGM algısında zıt kutuplarda duran iki katılımcının düşünceleri aşağıda verilmiştir:

“Sosyal medyayı ciddiye alırsak savaşırız zaten.” (Erkek,19)

“Bu bir tweet. Doğru-yanlış (diye) bir şey yok ki. Bunu ben de yazıp atabilirim.” (Erkek,20)

Benzeri          bir       durum           orta     yaşlı    erkeklerin      odak   grup tartışmasında şu şekilde dile getirilmiştir:

“İnternet tam bir haber çöplüğü ya. Face’te her gördüğüne millet inanıyor, sonuçta oradaki  (…) Hiç alakası olmayan şey. (…)” (Erkek, 44)

Duyum & Söylenti – Bu çalışma, üçüncü kişilerden alınan duyumların en az medya kadar etkili bir haber kaynağı olduğunu göstermiştir. Bu da incelememize,  bir haber kaynağı olarak “Duyum ve Söylenti” adıyla yeni bir kategori eklememize yol açmıştır. Pek çok konuda, katılımcıların Suriyeliler ve diğer SGM’ler hakkındaki algısını duyum ve söylentilere göre şekillendirdiği ve bu söylentilerle fikirlerini savundukları gözlemlenmiştir. Özellikle orta yaşlı kadınlardan oluşan odak grubunda, söylenti ve duyumlar üzerinden fikir beyan etme sıkça gerçekleşmişken, orta yaşlı erkekler ve gençlerden oluşan gruplarda karşılaşma ve bireysel deneyimler üzerinden düşünceler beyan edilmiştir.

Bir de bizim elektrik faturasına ve suya yansıyormuş onların harcadıkları. Emeklilerden de 100 lira kesiliyormuş. Ne gerek var, adam çalışmış emekli olmuş, çabalamış sen benim 100 liramı niye kesiyorsun ki?” (Kadın, 33)

Ayrıca katılımcıların söylemleri ile Suriyelileri ötekileştiren medya temsillerinin benzerliğine dair önemli bir örnek, Esses vd.’nin 2013 yılında yayınladıkları çalışmalarında  bahsettikleri Suriyeliler hakkında medyada yer alan ‘hastalık yayıyorlar, hastalıklı’ gibi temsillerin söylentilerle tekrar yaratılıyor olmasıdır.

“Hastalık getirdiklerini düşünüyorum, bilmiyorum öyle bir söylenti var ama hastanelere gittiğimiz zaman. Olumsuz düşünüyoruz.” (Erkek,35)

Karşılaşma – Etkileşim – Görüşme yapılan her odak grupta, Suriyelilerle katılımcılar arasında etkileşim olup olmamasının; katılımcıların destek verdiği partiler, eğitimleri ve sosyoekonomik durumları gibi faktörlerden  bağımsız olarak Suriyelilere karşı yaklaşımı belirleyen en önemli etken olduğu saptanmıştır (Bknz. Tablo 3).

Tablo 3. Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacı, Göçmen ve Mültecilerle Etkileşim İçinde Olan Katılımcılar

Etkileşim içerisinde olanların, sadece karşılaşma ile yetinenlere göre Suriyelilerle birlikte yaşamaya daha olumlu baktığı ve onlar hakkındaki haberlere ya da duyumlara daha eleştirel yaklaştığı gözlemlenmiştir. Örneğin, Suriyelilerle sık sık etkileşim halinde olduğunu belirten 42 yaşındaki erkek katılımcının, odak grup çalışması sırasında Suriyelileri “korkak, vatan haini ve kaçak” olmakla itham eden söylemlere karşı verdiği sağduyulu tepki aşağıdaki gibidir:

“Buradaki arkadaşlarımın hiçbirine katılmıyorum ben. Bir yerde savaş olmuş ve kendi içinde olmuş, yani karşı bir memleketin insanı ile savaşmıyor. İnsanlar kendi insanıyla savaşıyor yani adam diyor ki gidip savaşsın. Kimle savaşsın? Kendi insanıyla savaşıyor başka bir insanla savaşmıyor ki sınır savaşı değil ki bu. İçerdeki savaş, kardeş kardeşi vuruyor. Ya adamlar öyle gelmiş böyle gelmiş, ihtiyaçtan gelmiş. Savaş bitse hepsi gidecektir, kaldı ki arkadaşlar şikayetçiler, bizim binada var, çok kıymetli ilişkilerimiz var. Çocuk burada okula başladı, okulun birincisi, ödül aldı” (Erkek, 42).

Bir başka örnek olarak, Suriyelilerle etkileşim halinde olan 19 yaşındaki erkek katılımcının Suriyelilerin Türkiye’deki suç oranını arttırdığı hakkındaki duyum ve iddialara karşı düşünceleri aşağıda verilmiştir.

“(…)E haberlerde bundan beş yıl öncesinde de tecavüz vardı, beş yıl öncesinde de hırsızlık vardı, beş yıl öncesinde de cinayet vardı. Ben Suriyelilerin bizim etnik yapımızı çok değiştirdiklerini zannetmiyorum. Çünkü suç hep vardı. Özgecan katili Türk idi. Haberlerde şöyle lanse ediliyor. İşte Suriyeli bunu yaptı. Aslında bunu bir Türk de yapıyor, bunu bir İngiliz de yapıyor.(…) Ben öyle düşünmüyorum aslında. Sokakta bir Kürt de haraç kesiyor, bir Türk de, Ermeni de. Ki Suriyelilerin –arkadaş dedi- bazılarının yaşam standartları çok yüksek. Olabilir yani bu normal bir şey (…)” (Erkek, 19).

Orta yaşlı kadınlardan oluşan odak grubunda ise Suriyeli kiracılarıyla etkileşim halinde olan 36 yaşındaki katılımcı onlarla empati kurmuş, geleneksel ve sosyal medyada da sık sık gördüğünü dile getirdiği zor durumdaki Suriyelilerden yola çıkarak aşağıda verilen ifadeyi dile getirmiştir:

“Suriyeli gelin değil de ben gerçekten oturup eşimle konuştum. Gerçekten ihtiyacı olan, gerçekten çok aç olan bir çocuğu evlatlık edinebiliriz diye. Biz bunu defalarca masaya yatırdık ben bunu çok istiyorum ama eşimi ikna edemiyorum, çünkü o ayrım yapacağını düşündüğü için kabul etmiyor.” (Kadın,36)

2. Medya Harici Etmenler ve SGM Algıları

Suriyeli mültecilerle etkileşim halinde olmayan odak grubu katılımcılarında çeşitli güvenlik endişelerinin daha fazla olduğuna rastlanmıştır. Göze çarpan en önemli iki güvenlik endişesi – yöntem kısmında da kavramsallaştırıldığı gibi – iş imkanlarının ve yaşam alanının tehdit altında olmasına dairdir. Karşılaşmanın olumlu bir etkisi olduğuna dair bulguya rastlanmadığı gibi, aksine olumsuz etkisi olduğu bile iddia edilebilir. Etkileşimin olmadığı durumlarda, katılımcıların yaygın olarak duyumlara ve söylentilere dayanarak Suriyeliler hakkındaki olumsuz ön yargı ve fikirlerini destekledikleri ortaya çıkmıştır. Ayrıca, etkileşimin olumlu etkisi güvenlik kaygısının ifadesinde de gözlemlenebilir.

Güvenlik Algısı – SGM’lere dair düşünceleri sorulduğunda, katılımcılar güvenlik kaygılarını tüm görüşmelerde sıkça dile getirmişlerdir.[3] İşsizlik korkusu ve yaşam alanının tehdit altında hissedilmesinin ifade ediliş sıklığı, odak gruplarında farklılık göstermektedir. Orta yaşlı kadınlar her iki türdeki güvenlik kaygısını da en sık dile getiren gruptur.  Orta yaşlı erkekler ile yapılan odak grup görüşmesinde daha ziyade yaşam alanının güvenliğine dair endişeler dile getirilmiş, gençler ise iş sıkıntısına yoğunlaşmışlardır.

İş aramakta olan bir genç erkek katılımcı şu sözleri sarf etmiştir:

“Mezun olduk, iş arıyoruz. İş olanakları azaldı mesela. Yani bir yere gitsek, her yerde (Suriyeiller) karşımıza çıkıyorlar. Bazı yerlerde kavga çıkartabiliyorlar. Her yerde sağlık durumumuz kötüye gidiyor. İş durumumuz da.” (Erkek, 19).

İki katılımcının yaşam alanı endişesi aşağıdaki gibidir:

“(…) (Suriyelilerle) oturduğum yerde çok fazla karşılaşıyorum. Dediğim gibi akşam karanlığında karşıda ne çıkacağı belli olmuyor zaten, çok fazla karşılaşıyorum.” (Kadın, 23).

“(Suriyeliler) çok kalabalıklar. Yani böyle ne gecesi oluyor ne gündüzü oluyor. Yani böyle onlar işe gitmiyorlar yani çoğu. Bizim kendi işimizi de engelliyor. Kültür farklı. Türklere göre daha eşkıyalar.” (Kadın, 35)

Başka bir katılımcının aşağıda verilen düşüncesi incelendiğinde ise hem iş hem yaşam endişesi açık bir şekilde görülmektedir. Ona göre Suriyeliler birçok açıdan tehdittir:

“En önemlisi işsizliği arttırdılar, kesinlikle toplumda bir rahatsızlık uyandırdılar hem ahlaki açıdan hem güvenlik açısından bize bir sıkıntı yarattılar ve bu konuda hiçbir şekilde olumlu düşünmüyorum.” (Erkek, 33)

Suçlu Algısı – Güvenlik endişesini bir adım öteye taşıyarak, Suriyelilerin potansiyel suçlu olduğunu ifade eden katılımcılar da olmuştur. Her ne kadar gençlerin odak grup tartışmasında her iki suç türüne neredeyse hiç yer verilmemişse de,  orta yaşlı on kadından altısı

Suriyelileri hırsızlık, dolandırıcılık gibi hafif suçlar ile ilişkilendirmiştir. Bunlardan biri de onları ağır suçlarla itham ederken şu cümleleri kullanmıştır:

“(:..) Bence bu tarz insanlara bakacaklarına biraz daha bunlara  yönelirlerse zaten bıçaklama olayları, çocuk kaçırma var. Daha bir sürü şeyler Suriyeliler geldikten sonra oldu.” (Kadın, 34)

Orta yaşlı erkeklerle ile yapılan odak görüşmesinde ise katılımcılardan biri Suriyelilerin hafif ya da ağır suçu işleyebileceklerini ve ceza almayacaklarını belirttiği halde, Suriyelilerle etkileşimde olan katılımcılar dahi bu görüşe karşı çıkmadı. Bu grupta Suriyelilerin ve diğer SGM’lerin ağır suçlarla en fazla ilişkilendirildiği tartışmalar gerçekleşti.

“Geçen Sultangazi’de her yer çevik kuvvet doluydu. İki tane Afganlının kıza laf atmasıyla başlayan kavga, ondan sonra niye atıyorsunuz diye bizim Türk iniyor aşağıya, çocuğu bıçaklıyorlar. Şimdi onlardan bir tanesine vermek ister miyim kızımı?” (Erkek,44)

 Aynı grupta bir başka katılımcının SGM’ler ile suç arasında nasıl bağlantı kurduğu aşağıdaki alıntıda görülebilir:

“Afganlar kayıtsız insanlar, bakın Reina’nın taranması veya neler çıktı görüyorsunuz. Ülke için tehlikeli bu kadar yabancının olması. Bir de kayıtlı olmaması. Mesela bir cinayet işleniyor görüyorsunuz, eğer Türk vatandaşıysa bir dakikada bulunuyor ama yabancıysa bulamazsınız, hırsızlıklarda bulamazsınız.” (Erkek, 60)

Milliyetçilik – Düzenlenen odak grup görüşmelerinde, katılımcıların başta Suriyeliler olmak üzere SGM’lere dair algılarını şekillendiren bir başka etmenin de milliyetçilik olduğu saptanmıştır. Milliyetçiliğin algıya etkisi hususunda ilgiyi hak eden bir bulgu, hem Suriyelilerle kurulan empati hem de bunun karşı-söyleminin milliyetçilik ve milli tarih sembolleri üzerinden çerçevelenmiş olmasıdır. Gençlerden ve orta yaşlı erkeklerden oluşan odak gruplarında, Suriyelilerin Türkiye toplumu ile uyumlu olduğu savunulurken, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olmalarına atıfta bulunulmuştur. Genç odak gurubundan bir katılımcı görüşünü, aşağıda verildiği gibi, Çanakkale Savaşı’na katılmış Suriyelilere atıfta bulunarak meşrulaştırmıştır:

“Yani onlar yüzyıl öncesine kadar –çok yakın bir tarih- bizim canımız kanımızdı. Bir valilikle yönetiliyordu. 1517’de Mercidabık ile Yavuz Sultan Selim Suriye’yi aldığından beri. 1920’lerde ayrıldılar. O tarihten beri onlar da bizim canımızdı kanımızdı. Çanakkale’de onlar da bizimle savaştı.  O yüzden ben yardım ettiğimiz için çok mutluyum.” (Erkek, 19)

Orta yaşlı kadınlardan oluşan odak grubunda, 35 yaşındaki katılımcı Suriyelilere sağlanan imkanları eleştirirken onları  ‘korkak, vatan haini, kaçak’ gibi milliyetçi söylemlerle suçlamıştır kullanılmıştır:

“ Bizim askerlerimiz oraya gidiyor savaşıyor ama onlar burada deniz kenarında falan her şeyin keyfini çıkarıyorlar o zaman bunların çocuklarına bakalım ama kendileri gitsinler ülkelerine savaşsınlar.” (Kadın, 35)

Kadın&Çocuk ve Erkek Ayrımı – Her odak grubunda karşılaşılan ve Suriyelilerle ilgili algıyı şekillendiren ilgi çekici bir başka ayrım ise kadın ve çocuklar ile erkekler arasında yapılmıştır. Katılımcıların kadın ve çocuk SGM’lere ve onlara tanınan haklara karşı daha anlayışlı olduğu ve onlarla empati kurabildiği gözlemlenmiştir.

(…) botları şişliyorlar, (Suriyelileri) denizde öldürüyorlar. O çocuk, onlar gelsin tabii ki; çocuğun savaşın içinde ne işi var(!) Ama gücü kuvveti yerinde olan şeyler burada gelip benim işe ihtiyacı olan vatandaşımın şeyini almasınlar ben onu söylüyorum.” (Erkek,44)

Kadın ve çocuk SGM’lere nazaran erkek SGM’lere karşı daha olumsuz yargılar belirtilmesinin ve onlarla daha az empati kurulmasının ise katılımcıların milliyetçilik üzerine kurdukları ‘korkak, vatan haini, kaçak’ gibi negatif algılardan kaynaklandığı düşünülebilir.

“İyi yönleri bence şimdi çoluk çocuğun durumuna üzülürüm ama savaşacak durumda olup da buraya gelenlere tabii ki üzülmüyorum. Çoluk çocuk, bayanlar tabii ki savaşamaz ama 20-22 yaşında ülkesinden savaştan kaçıp gelenlere kızıyorum ben.” (Erkek, 18).

Adaletsizlik – Tüm odak gruplarda adaletsizlik algısına değinilmiş olsa da, orta yaşlı kadın ve genç katılımcıların olduğu odak gruplarda adaletsizlik tartışmalarının yoğunluğu göze çarpmaktadır. Hatta Suriyelilere karşı olumsuz görüş bildiren 23 yaşındaki kadın katılımcı, adaletsizliğin ortandan kaldırılmasının halkın SGM’lere karşı olumsuz yaklaşımına noktayı koyacağını belirmiştir. Katılımcılar, Suriyelilere tanınan hakların, Türkiyeli vatandaşlara tanınan haklardan daha fazla olduğunu dile getirmişlerdir. Bu algının Suriyelilere karşı olumsuz yaklaşımda son derece belirleyici olduğu görülmüştür. Örneğin, katılımcılardan biri durumu şu şekilde ifade etmektedir:

“Aynı kanıdayım, o kadar çok öfkeliyim ki Suriyelilere ve ben Suriyelilere acımıyorum, çünkü hani bizim topraklarımızdalar ve bizden 10 numara yüksek yerdeler. Bir de hepsi de zengin. Gördüklerim, yaşadıklarım var sonuçta, bizim mahallede de var sonuçta. Her adım başı Suriyeli, dileniyorlar, baya bir dilendikten sonra zaten kıyafetler falan, kötü giyindiklerine bakmıyoruz zaten, inanmıyoruz hiçbirine. Onlar bizden aldıklarıyla bize hava atıyorlar zaten. Biz dileneceğiz yakında öyle olacak herhalde.” (Kadın, 37)

Bu katılımcının söyleminde, adaletsizlik algısının yanı sıra, Suriyelilerin dolandırıcı olarak nitelendirildiği de aynı şekilde gözlemlenebilir. Tartışmalarda adaletsizlik algısı tek bir konu çerçevesinde ele alınmamıştır. Aksine katılımcıların adaletsizlik algısı,  kendi hayatlarında önemli gördükleri konular hakkında Suriyelilerin sahip olduğunu varsaydıkları haklar üzerinden şekillenmiştir. Örneğin, her gün metrobüs kullanan bir katılımcı, Suriyelilerin metrobüsü ücretsiz kullandığını söyleyerek şu cümleleri sarf etti:

“Metrobüs onlara bedava olduğu için o yüzden çok biniyorlar. Ben metrobüs, otobüs her yerde görüyorum. Kafasında bir sürü jöle var. Bir geçiyor oradan, çıkardığı ses başka akbilin. Ücretsiz geçiş. Neden? Benimle aynı yaşıt. Giyimi aynı. Neden?” (Erkek, 20)

Aynı katılımcı, Suriyelilerin ne gibi hakları olduğu sorulduğu zaman ücretsiz ulaşım hakkından bahsetmiştir. Hem gençler hem de orta yaşlı kadın odak grubunda adaletsizlik tartışmaları eğitim üzerinde yoğunlaştı, fakat bunların içerikleri – aşağıda haklar kısmında ayrıntılı olarak değinileceği üzere – farklılık göstermektedir. Ayrıca, gençlerde adaletsizlik algısı yaygın olsa bile bu söylem Suriyeliler üzerine değil daha ziyade yabancı-Türk ikiliği üzerinden kuruldu ve bu durum  eğitim tartışılırken belirgin hale geldi.

“-Bir şey sorabilir miyim? Mesela üniversiteye alımında sadece Suriyeliler mi bizden önde yoksa Yunanlılar falan filan da bizden öne mi geçiyor?” (Erkek, 19)

“-Aslında bunu bu kadar özelleştirmeye gerek yok. Suriye değil sadece. Ülkemize yabancı biri geldiği zaman, üniversite olarak her zaman önümüze geçiyorlar. Çok fazla Suriyeli gördüm.” (Kadın, 23)

Üniversite öğrencisi genç katılımcılar, başta Suriyeliler olmak üzere tüm SGM’lerin, onlara kıyasla daha kolay üniversite eğitimi aldığını ve Suriyelilerin kendilerinden daha fazla burs aldıklarını ifade ettiler. Orta yaşlı kadın odak grubunda ise eğitimde adaletsizlik üniversite sınavına hazırlanan bir kızı olan katılımcı tarafından şu şekilde ifade edildi:

”Benim insanımla aynı şartlarda, nasıl eğitim konusunda benim kızım nasıl çalışıyor çabalıyor, onların çocukları da çalışsın çabalasın.” (Kadın, 40)

Etkileşim halinde olma, adaletsizlik algısına eleştirel yaklaşımda da etkili oldu. Suriyeli arkadaşları olduğunu belirten genç bir katılımcı, gençlerin odak grup tartışmasında çoğunluğun hemfikir olduğu, Suriyeliler üzerinden tanımlanan adaletsizlik algısına tepkisini şu sözlerle dile getirdi:

“Bu düzen zaten daha önceden de oturmamıştı ki. Onlar yokken bile bu adalet yine yoktu. Bundan sonra da olacağını zannetmiyorum. Onlar geldi. Şimdi mi adalet aklınıza geldi? Ben onu düşünüyorum. Ondan önce de adaletsizlik vardı.” (Erkek,19)

Siyasal Eleştiri – Göç ve göçmenlere yönelik ulusal politikalara eleştiriler orta yaşlı erkeklerden oluşan odak grubunda sıkça dile getirilirken, orta yaşlı kadınlar grubunda bu eleştiriler daha az ifade edilmiştir. Gençlerde ise bu tür eleştirinin kısıtlı olduğu görülmüştür. Ulusal politikalara eleştiri getiren bireylerin özellikleri dikkate alındığında ise, desteklenen siyasi parti, eğitim, ve sosyoekonomik seviyenin ulusal siyasi eleştiri yapıp yapmamaya doğrudan etkisi gözlemlenmemiştir. Her iki grupta da eleştirilerin temelinde, yine adaletsizlik algısı ve Türkiye’deki SGM’ler için sosyoekonomik tedbirler alınmamış olduğu düşüncesi yatmaktadır.

“Bizim ülkemizde onlar öncelikli, biz onların ülkesine gitsek yani bırakın onların aldıklarının yarısını, bize dörtte birini vermezler. Çok fazla abartıyor devlet ve haksızlık yapıldığını düşünüyorum.” (Kadın, 43).

Uluslararası siyasi eleştiri ise odak grup görüşmelerinde dile getirilen eleştirilerin bir diğer boyutudur. Bilgi formu verileri değerlendirildiğinde, katılımcıların büyük bir kısmının Türkiye hükümetinin Suriyelilerin ihtiyaçlarını yeterli ölçüde karşıladığı yanıtını verirken, diğer “Batılı” ülkelerin bunda başarısız olduğunu ifade ettikleri görülmüştür. Yapılan tüm odak grup görüşmelerinde, özellikle Avrupa ülkelerinin Suriyeliler konusundaki tutumları eleştirilmiştir. Aşağıdaki diyalog buna bir örnek olarak verilebilir:

“-Koskoca Avrupa 3 milyar dolar (harcamış), 25 milyar dolar ben harcadım, diyor Cumhurbaşkanı. 3 milyar dolar nerede, gelmediğini boş ver, yeter mi? Harcadığın para 25 milyar dolarsa (6) milyar dolar kime kime ne yetsin?” (Erkek,44)

“-O kadar da ülkeye destek yardım sözü verildiği halde.” (Erkek, 42)

Ötekileştirme – Odak grup çalışmalarında, azınlıkta olan birkaç katılımcı, Suriyelilere karşı ötekileştirici söylemlerde bulunmuş ve Suriyelileri insani özelliklerinden soyutlayıp aşağılayıcı özellik ve suçlarla itham etmiştir. Ötekileştirme sürecinde göze çarpan önemli bir faktör ise ötekileştirmenin suçlu algısı ve sosyoekonomik tenkit gibi ‘hayali atıflar’ ve genellemelerle iç içe olmasıdır. 49 yaşındaki kadın bir katılımcının Suriyeli SGM’lere karşı ötekileştirici söylemleri aşağıdaki gibidir:

“Yani kaliteyi düşürüyorlar ülkemizde, ben köprünün üstünden geçene kadar beş altı yerde yani resmen mesken kurmuşlar, biri çevirmezse biri çeviriyor, onlara yapılan yardım bizlere yapılmıyor.(…) Kişi başı neredeyse 1500-1600 TL maaş alıyorlar. Böyle olduğu halde kendilerini sokaklara atıyorlar. Kendimize bir yer ayarlayalım demiyorlar, alışmışlar artık, herkesten bir şeyler isteyerek. Bir seferinde de bir arkadaş götürüyor güzelce kıyafet falan alıyor, işte aradan bir hafta kadar sonra bakıyor aynı köşede eski kıyafetlerle. ‘Almasaydınız, n’apalım’ diyorlar.” (Kadın, 49)

Görülebileceği gibi bu ifadedeki “kaliteyi düşürüyorlar” diye başlayan ötekileştirici söylem pek çok farklı unsur ile şekillenmiştir. Öncelikle ‘sözde 1500 TL para yardımı alıp buna rağmen dilencilik yapan Suriyeli algısı’ Suriyelileri suçlu ve dolandırıcı olmakla itham edip onları aşağılamasında etkili olmuştur. Ayrıca, ‘bize yapılmıyor’ diye bahsedilen ve Suriyelilere tanınan sözde haklar ile adaletsizlik algısı bu ötekileştirici söylemi perçinlemiştir. 33 yaşındaki erkek bir katılımcı ise ötekileştirici söylemini sosyoekonomik statü üzerinden kurmuştur:

“Olsun abi neden memleketimiz zaten zor durumda, okumamış pisliği gitsin. He varsa doktoru, profesörü, iş adamı, çok parası olan kalsın abi” (Erkek,33)

Bir başka örnek olarak da 23 yaşındaki kadın katılımcının aşağıdaki düşüncesi verilebilir:

“(…)Bizim yaşam kalitemizi düşürüyorlar. Kendi yaşam kalitelerini yükseltmiş olabilirler ama bence aynı oranda bizim yaşam kalitemiz düşüyor.” (Kadın,23).

Her ne kadar ötekileştirici ifadeler kullanıldıysa da, gençler, yapılan odak grup görüşmesinde Suriyeli olmanın bireylerin tek başına iyi ya da kötü olması için yeterli olmadığını belirtmişlerdir. Örneğin Suriyeli komşu isteyip istemedikleri sorulduğunda tartışma boyunca Suriyeli karşıtı söylemlerde bulunan bir katılımcı şu yanıtı vermiştir:

“Bence insandan insana değişebilir. Türk’ün de kötüsü olabilir,

Suriyelinin de kötüsü olabilir. Sıkıntı olmaz iyi bir insan olduğu sürece.” (Erkek,18)

Kolektif Hafıza – Vurgulanmak istenen son nokta ise tüm odak grubu toplantılarında, Suriyeliler üzerine yapılan tartışmalarda katılımcıların sık sık Almanya’da yaşayan Türklerin deneyimlerinden faydalandığıdır. Kolektif hafızanın bir parçası olarak, 1960 ve 1970’lerde misafir işçi olarak Almanya’ya giden Türklerin yaşadığı zorluklar ya da faydalandıkları fırsatlar tartışmalar sırasında pek çok kez gündeme gelmiştir. Bu bulgunun ilginç bir boyutu ise bu kolektif hafızanın hem Suriyelilerle empati kurmak için hem de onları Türkiye’de faydalandıkları iddia edilen hakları üzerinden eleştirmek için kullanılmış olmasıdır. Örneğin, Aksaray ve Fatih civarındaki SGM’lere ait iş yerleri ve restoranlar tartışılırken 19 yaşındaki erkek katılımcı, Almanya’daki Türklerin restoranlarını hatırlatarak Suriyelilerin girişimlerini desteklemiştir:

“Almanya’da da Türk lokantaları var. Avrupa bile Türklere böyle bir öncelik vermiş. Biz Suriyelilere vermişiz çok mu?” (Erkek,19)

Almanya’daki            Türklerin        deneyimleri    üzerinden       Suriyelilerin Türkiye’de faydalandığı iddia edilen haklar aşağıdaki gibi eleştirilmiştir:

“Bütün şeyde böyledir, mesela Almanya’da yaşayan Türkler de böyle; çocuklara para veriyorlar diye burada daha az yapıyorken orada beş tane yapıyor veya Hollanda’da veya Fransa’da.” (Kadın, 49)

Bu kolektif hafıza ve deneyim, orta yaşlı kadınlar ile yapılan odak grup görüşmesi haricinde,tartışmanın seyrini Suriyeliler lehine çevirirken aynı zamanda bu konunun algılanmasında böyle bir öncülün olmasının ne kadar önemli olduğunu gözler önüne sermiştir.

 

3. Suriyeli Mültecilere Sağlandığı Varsayılan Haklar

Odak grup görüşmelerinin ikinci bölümünde katılımcılara Suriyelilerin sahip olduğunu düşündükleri haklar sorulmuştur. Verilen yanıtlar ve bunların gruplara göre dağılımı aşağıda verilen tablodaki gibidir.

Tablo 4. Suriyelilere Sağlandığı Varsayılan Haklar

Tabloda görüldüğü gibi, listelenen haklar gruplar arasında farklılık göstermektedir. Haklar açısından değerlendirildiğinde, gerçekliğe en uzak yanıtların orta yaşlı kadınlar grubunda verildiği gözlemlenmiştir. Bunun yanı sıra verilen yanıtlara grup içinde karşı çıkma ve yalanlama eğiliminin en az bu grupta olduğu görülmüş, üstelik bu iddialar çoğunluk tarafından onaylanmıştır. Bu grupta Suriyeli mültecilerin sigortalı olup olmadığı konuşulurken verilen çarpıcı ifadelerden birisi aşağıdaki gibidir:

“Hayattan sigortalı onlar.” (Kadın,33).

Orta yaşlı erkeklerden oluşan odak grubunda ise doğru olmayan pek çok iddia ortaya koyulmasına rağmen, karşı fikirler ifade edilmiş ve bu iddialar yalanlanmıştır. Aşağıdaki diyalog grupta geçen tartışmalara örnek olarak gösterilebilir:

“-Vergi vermediklerini biliyorum.” (Erkek, 42a).

“-İş kurdukları zaman mı?” (Moderatör)

“-Tabii tabii”. (Erkek,42a)

“-Ben az önce bahsettim komşumuz ya, vergi veriyorlar.” (Erkek, 42b)

Genç odak grubunda ise iddia edilen haklar muhtelif olup grup içerisinde tartışmalara sebep olmuştur. Her ne kadar diğer gruplar ile aynı konu başlıklarından bahsetseler de gençlerle yapılan odak grup görüşmelerinde ifade edilen hakların niteliklerinin, diğer iki gruptakilerden farklılaştığı ve gerçekliğe daha yakın olduğu gözlemlenmiştir. Odak gruplarda, orta yaşlı kadınların ve erkeklerin, asılsız uyarıcılar verilmeden önce doğru olduğunu varsayıp ileri sürdüğü bilgileri, gençler tartışmalarında birer mit olarak ortaya koydular. Bunların başında ise üniversitelere sınavsız giriş ile diğer bütün okullarda şart aranmaksızın okuma imkanları gelmektedir. Suriyeliler hakında biri olumlu diğeri olumsuz düşünen iki genç erkek katılımcı üniversitelere sınavsız girişle ilgili asılsız uyarı habere şu tepkiyi vermişlerdir:

“-Ama oradan kalkıp gelen bir çocuk burada istediği bölüme girebiliyor mu? Bunun bir ölçümü var mı?” (Erkek,20) “- Buraya (bu habere) göre girebiliyor.” (Moderatör)

 “-O zaman sıkıntılı bir haber aslında.” (Erkek, 20)

“-Bu yanlış bir haber. Provokasyon(!)” (Erkek, 19)

 

Yukarıda belirtildiği gibi, odak gruplarında ortaya konan ve katılımcıların varsaydıkları haklar, pek çok söylemde adaletsizlik algısı ve siyasi eleştirilerle bağdaşmaktadır. Ayrıca, gösterilen asılsız haberlerin doğruluğuna inanma eğilimi, o haberlerde  belirtilen içeriği, haberler gösterilmeden önce de hak olarak ifade etmiş olmakla doğru orantılıdır.

4. Suriyelilerle Müşterek Gelecek Tahayyülü

Odak   grup    çalışmalarının            üçüncü            ve        son      bölümünde     ise katılımcılara genel olarak Suriyeliler ile ortak bir gelecek tahayyül edip edemedikleri soruldu. Sorulan sorular aşağıdaki tablodaki gibidir:

 

Tablo 5. Katılımcıların Suriyeliler ile Müşterek bir Gelecek Algısını Değerlendirmek için Sorulan Sorular

Katılımcılara ‘Suriyeliler ülkelerine dönsün mü’ sorusu sorulduğunda, her odak grubunda, Suriye’deki iç savaş bittikten sonra Suriyelilerin ülkelerine dönmesini isteyenler çoğunluktaydı.[4] Aynı soru ‘kalmak isteyenler kalsınlar mı’ şeklinde sorulduğunda ise orta yaşlı erkek ve kadınlardan oluşan gruplardaki katılımcıların çoğunluğu bu soruya olumsuz yanıt verdi. Orta yaşlı kadınların ve erkeklerin aksine gençlerin oluşturduğu odak grubunda belli şartlar sağlandığında Suriyelilerin Türkiye’de kalmasında sakınca görmeyen azımsanmayacak sayıda katılımcının varlığıdır.

“Dönsünler, bir kere işsizlik arttı, dönsünler, sağlık problemleri… Bir de işsizlik arttığı gibi bizim kasamızdaki para da Suriyelilere gidiyor. Bir şey birikmiyor ki Türk milletinin kasasında; onu da alıyor, ekten bu insanlara veriyor yani. Biz kendi yaşayacağımız, harcayacağımız parayı; çoluğumuzun çocuğumuzun payını harcıyorlar.” (Kadın,  34)

Her üç odak grupta da Suriyelilerin isterlerse kalabileceğini söyleyenler onlar arasında eğitimli-eğitimsiz, topluma katkısı olan-olmayan şeklinde ayrımlar yapıldığı gözlemlenmiştir.

“Türkiye’de okumuş, doktor olmuş gerçekten elinde mesleği olanlar kalsınlar.” (Kadın, 49)

“Eğer buraya bir yararda bulunacağını düşünüyorsa, ya da buraya tamamıyla ayak uydurduğunu düşünüyorsa; bizim gibi davranıyorsa tabii ki de kalabilir.” (Kadın, 19)

Orta yaşlı kadın grubunda Suriyeli komşu istediğini belirten hiçbir katılımcı bulunmazken, orta yaşlı erkek grubunda güvenlik algısı dile getirilerek, yine Suriyelilerin ve diğer SGM’lerin komşu olarak istenmediği ifade edildi. Genç katılımcıların tartışmasında ise komşulukta ‘yabancı olup olmama’ yerine insani boyut öne çıkarıldı.  Suriyelilerin ülkelerine dönmesini de destekleyen bir katılımcı bu soruyu şu şekilde yanıtladı:

“Bu konuda ben de pek insan ayırt etmiyorum. Suriyeli komşu istemem gibi değil (de) iyi insan kötü insan diye ayırıyorum. Kendim ev-muhit değişikliği yaptım. Bunun sebebi oradaki (kötü) insanlar(dı). Orada yürürken karşılaştığım insanlar. Komşum Suriyeli olabilir, iyi olması yeterli.” (Kadın, 23)

Katılımcılara kendi çocuklarının Suriyelilerle evlenmesine onay verip vermeyecekleri sorulduğunda,  orta yaşlı erkek ve kadın katılımcıların çoğunluğu olumsuz yanıt vermiştir. Gençlerden azımsanamayacak sayıda katılımcı ise bu evliliklere onay verebileceğini dile getirmiştir. Bunu ifade ederken de toplumda halihazırda yaygın olduğunu düşündükleri etnik ayrımcılıklara eleştiri getirmişlerdir.

Konu vatandaşlık olduğunda ise orta yaşlı kadın odak grubundaki tüm katılımcılar bu görüşe kesin suretle karşı çıkmışlardır. Orta yaşlı erkeklerin çoğunluğu da vatandaşlık verilmesine karşı çıkarken, gençler ise bu durumla daha ılımlı yaklaştılar. Türkleri Suriyelilere vatandaşlık verilmesini destekleyen gençlerin öne sürdüğü şartlar arasında ise Türkçe öğrenilmesi, Türklerle evlilik, eğitimli ve nitelikli iş gücü olmak en göze çarpanlardandı. Burada vurgulanması gereken üç önemli bulgunun ortaya çıktığı iddia edilebilir. Bu üç bulgudan ilki, katılımcılar tarafından ortaya atılan vatandaşlık önerisinin, algılanan adaletsizliğe bir çözüm olarak sunulduğudur. Eğitimde ve vergiye tabii tutulmada Suriyelilerin faydalandığını düşündükleri hakların, diğer bir deyişle adaletsizliğin, onlara vatandaşlık verilerek ortadan kaldırılabileceği düşünülmüştür. Örneğin, farklı siyasi partileri destekleyen ve tartışma boyunca Suriyeliler için ilki olumlu diğeri olumsuz yönde fikir belirten iki katılımcıya göre:

“Zaten vatandaşlık da verilince şartlar da eşitlenecektir buranın vatandaşı oldukları için.” (Erkek,19)

“Sen Suriyelisin ama nüfus cüzdanında Türk mü yazıyor? O zaman bundan sonra eşitsin bizimle. Bu kadar basit.” (Kadın,19)

Genç grubunda vatandaşlık için koşulan şartlardan çıkarılabilecek ikinci önemli sonuç ise çok kültürlü bir gelecek yerine Suriyelilerin asimile edildiği bir gelecek istenmesidir.

Son bulgu ise ortak bir istikbal tahayyülünde Almanya’daki Türklerin ve Bulgaristan’dan göçmüş Türklerin deneyimlerinden yararlanıldığı görülmektedir. Almanya’dan vatandaşlık almış olan Türklere koşulan şartlar, Suriyelilere vatandaş olabilme standardı olarak önerildi. Ayrıca Bulgaristan’dan göçmüş Türkler, Türkiye’ye adaptasyon konusunda Suriyelilere emsal olarak ortaya konulmuştur.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Toplamda 30 katılımcı ile gerçekleştirilen odak grubu çalışmasında, katılımcıların çoğunluğunun Suriyeliler ve diğer SGM’lere dair algısının olumsuz yönde olduğu görülmüştür. Suriyeliler, iş ve yaşam alanlarının güvenilirliğini tehdit eden unsurlar olarak nitelendirilmiş, suç potansiyelleri üzerinde durulmuştur. Katılımcıların söylemleri arasında, milliyetçilik ögelerine ve kadınlar ile çocuklara yönelik pozitif ayrımcılığa rastlanmıştır. Ayrıca, Suriyelilere tanınan hakların Türkiye vatandaşlarına tanınmadığından dem vurulmuş, bu durum siyasi eleştirilere de konu olmuştur. Söylemlerde her ne kadar ötekileştirme eğilimlerine rastlansa da, Almanya’ya göçen Türkler’e dair anılar, katılımcıları Suriyeliler ve diğer SGM’lere dair görüşlerini yeniden değerlendirmeye itmiştir.

Ampirik çalışmayı gerçekleştirmeden önceki varsayımların aksine,  katılıcıların  geliştirdikleri farklı algılara  geleneksel ya da sosyal medyadan haber alıyor olmalarının güçlü bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Daha önceki çalışmalarda bahsi geçen medya temsilleri ile katılımcıların söylemleri arasındaki benzerlikler düşündürücüdür, fakat bu gözlemden bir çıkarım yapılabilmesi için bu konunun ileriki çalışmalarda araştırılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra, medya okuryazarlığının SGM algısını etkileyebilecek bilgilerin süzülmesinde ne denli etkili bir rol oynayabileceği gözlemlenmiştir. Medya okuryazarlığının yaygınlaştırılmasının önemi gözler önüne serilmiştir.

Odak grup görüşmelerinden elde edilen veriler, SGM’lere dair algının şekillenmesinde onlar ile etkileşim halinde olmanın önemine işaret etmektedir. Üç farklı grupla yapılan tartışmalarda, etkileşim halinde olan katılımcıların algısının, diğerlerinden açıkça farklı olduğu görülmüştür. Bu katılımcıların empati kurmada, onlara SGM’ler hakkında verilen haberleri ve bilgileri eleştirel olarak değerlendirmede daha başarılı oldukları, ve katılımcıların  büyük çoğunluğunun aksine, SGM’ler ile birlikte yaşamaya daha olumlu baktıkları görülmüştür. Bu bulgular göz önüne alındığında,  örneklemin daha geniş olduğu ileriki bir çalışmada etkileşimin etkisinin tüm ayrıntılarıyla araştırılması ve bu konuda sosyal politikalar geliştirilirken bunun göz önünde bulundurulması gerekliliği bu çalışmadan çıkarılabilecek en önemli sonuçtur.

 

KAYNAKÇA

 

Allen, William, and Scott Blinder. “Migration in the news: portrayals of immigrants, migrants, asylum seekers and refugees in national British               newspapers,                        2010              to                    2012.” Migration Observatory report, COMPAS, University of Oxford (2013).

Blinder, S. (2015). Imagined Immigration: The Impact of Different Meanings of ‘Immigrants’ in Public Opinion and Policy Debates in Britain.                  Political       Studies,                        (1),                 80. doi:10.1111/1467-9248.12053

Blinder, S., M. Ruhs, and C. Vargas-Silva. “Thinking behind                   the                 numbers:     Understanding public opinion on immigration in Britain.” Migration Observatory report, COMPAS, University of Oxford (2011).

Cook, T. E. (1985) ‘The Bear Market in Political Socialization                  and                the                  Costs            of

Misunderstood Psychological Theories’, American Political Science Review, 79 (4), 1079–93.

Doğanay, Ü., & Çoban Keneş, H. (2016). Yazılı Basında Suriyeli ‘Mülteciler’: Ayrımcı

Söylemlerin Rasyonel ve Duygusal Gerekçelerinin İnşası. Mülkiye dergisi, 40(1), 143-184.

Erdoğan, M.M., Kavukçuer, Y., Çetinkaya, T. (2017). Türkiye’de yaşayan Suriyeli mültecilere yönelik medya algısı. Erişim tarihi:

(21.7.2017)

(http://ozgurlukarastirmalari.com/pdf/r apor/OAD_c2lGWsK.pdf)

Esses, Victoria M., Stelian Medianu, and Andrea S. Lawson. “Uncertainty, Threat, and the Role              of the Media in Promoting the Dehumanization of Immigrants and Refugees.” Journal of Social Issues, vol. 69, no. 3, 2013, pp. 518-536.

Fleras, A., & Kunz, J. L. (2001). Media and minorities: Representing diversity in multicultural Canada. Toronto: Thompson.

Hainmueller, J. and Hiscox, M. J. (2010) ‘Attitudes toward Highly Skilled and Low-Skilled Immigration: Evidence from a Survey Experiment’, American Political Science Review, 104 (1), 61–84.

Helbling, M. (2004). Framing immigration in Western Europe. Journal Of Ethnic And Migration

Studies,               40(1),               21-41,                 1,

http://dx.doi.org/10.1080/1369183X.2013

.830888

İçduygu,      A.                  (2017).          Suriyeli        sığınmacılar: “Siyasallaşan” bir sürecin analizi. Toplum ve Bilim, (140), 27-42.

Keneş,           H.                  Ç.                    (2016).          Metaforun Ayrımcı Hegemonyanın                     İnşasındaki                       Rolü: Suriyelilerin         Haberleştirilmesinde Metafor Kullanımı. Gaziantep University Journal of Social Sciences, 15(2).

Kirişci, K. 2014. Syrian Refugees and Turkey’s Challenge: Going Beyond Hospitality. Washington D.C.: Brookings Institute.

Korkmaz, E. E. (n.d.). How do Syrian refugee workers challenge supply chain management in the Turkish garment industry? (Vol. 133, pp. 1-18, Working paper). 2017.

Marshall Fonu (2015). Türkiye’nin algıları araştırması

  1. Erişim           tarihi:           (2.7.2017)

(http://www.gmfus.org/sites/default/fil es/TP%20Key%20Findings%20Report%20 Turkce%20Final1.pdf)

Mücahit Navruz and Mehmet Akif Çukurçayir, “Factors affecting changes in perceptions of                        Turkish       people          towards      Syrian refugees,” International Journal of Social Sciences, Vol. 4, No. 4 (2015).

Nielsen, S. Y. (2016). Perceptions between Syrian refugees and their host community.

Turkish Policy Quarterly, 15(3), 99-106.

Özdemir, F., & Öner-Özkan, B. Türkiye’de Sosyal Medya                        Kullanıcılarının               Suriyeli

Mültecilere İlişkin Sosyal Temsilleri.

Rettberg, J. W., & Gajjala, R. (2016). Terrorists or cowards: negative portrayals of male Syrian refugees in social media. Feminist Media Studies, 16(1), 178-181.

Schwarz,      N.     (1998)       ‘Accessible     Content       and

Accessibility Experiences: The Interplay of Declarative and Experiential Information in Judgment’, Personality and Social Psychology Review, 2 (2), 87–99.

Slothuus, R., & de Vreese, C. H. (2010). Political Parties, Motivated Reasoning, and Issue Framing Effects. The Journal of Politics, (3). 630. doi:10.1017/s002238161000006x.

Wyer, R. S. and Carlston, D. E. (1994) ‘The Cognitive Representation of Persons and Events’, in R. S. Wyer Jr and T. K. Srull (eds), Handbook of Social Cognition, second edition. Mahwah NJ: Lawrence Erlbaum, pp. 41–98.

Yıldız, A., & Uzgören, E. (2016). Limits to temporary protection: Non-camp syrian refugees in izmir, turkey. Southeast European and Black                     Sea                 Studies,                        16(2),             195-211.

doi:10.1080/14683857.2016.1165492

[1] Daha ayrıntılı istatistiki bilgi için Göç İdaresi Genel Müdürlüğü sitesi incelenebilir. http://www.goc.gov.tr/icerik/gocistatistikleri_363_378

[2] “Bölgesel Mülteci Istatistikleri, Türkiye” http://data.unhcr.org/syrianrefugees/country.php?id=224

[3] Marshall Fonu tarafından desteklenen ve 16 şehirde 1018 kişi ile yapılan mülakatlar ile gerçekleştirilen çalışmaya göre katılımcıların %84’ü mülakatlarda Suriye’den gelen mültecilerden endişe duyduğunu dile getirirken sadece %14’ü böyle bir endişe duymadığını belirtmiştir (2015).

[4] Marshall Fonu tarafından desteklenen ve 16 şehirde 1018 kişi ile yapılan mülakatlar ile gerçekleştirilen çalışmaya göre Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin geleceği hakkında katılımcılara soru sorulduğunda ise %73’ü anavatanına dönmeli derken %8’i Suriyeli mültecilerin Türkiye’de kalmalarını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması doğrultusunda fikrini beyan etmiştir (Marshall Fonu, 2015).