Başını Suriyeli ve Afganistanlıların çektiği düzensiz göçmenlerle ilgili başta sosyal medya olmak üzere tepkiler son dönemde artışa geçti. Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı, ‘Ciddi güvenlik ve milli birlik tehdidine dönüşmüş bu göç sorununa karşı acilen sınır güvenliği sağlanmalı.’ dedi.
TÜRK DEGS Başkanı Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı, son günlerde gündeme oturan göç konusuna ilişkin Aydınlık’a değerlendirmelerde bulundu. “Göç konusu bir beka sorunudur. Türkiye’nin demografik yapısının bozulmasına tahammülü yoktur.” diyen Yaycı, “Ciddi güvenlik ve milli birlik tehdidine ve hatta saldırısına dönüşmüş bu göç sorununa karşı acilen sınır güvenliği sağlanmalı, sınırlarımızdan giren herkes kayıt altına alınmalı, gayri hukuki giriş yapanlar hızlı durum değerlendirmesinden sonra sınır dışı edilmelidir.” ifadelerini kullandı.

Amiral Cihat Yaycı şunları söyledi:

‘TÜRKİYE’Yİ TEHDİT EDİYOR’

“2010 yılından itibaren Arap Baharı’nın etkisini artırmasıyla birlikte Ortadoğu’daki göç hareketleri şiddetlenmeye ve çeşitli boyutlar kazanarak genişlemeye başladı. 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşının ardından Türkiye’ye mülteci, sığınmacı, yasadışı göçmen gibi statülere sahip milyonlarca insan göç etmeye başladı. Türkiye’nin Avrupa rotasında oluşu, ekonomik imkanının geniş ve toplumsal istikrarının güçlü olması gibi pozitif sebepler nedeniyle de başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki savaşlardan ve siyasi istikrarsızlıklardan bunalan kitleler tarafından Türkiye’ye olan göç, ciddi seviyelere ulaştı. Ocak 2021 tarihinde elde edilen resmi verilere göre Türkiye’de 3.688.238 Suriyeli sığınmacı bulunmaktadır. Diğer yandan yine resmi kayıtlara göre 320 bin dolayında farklı uyruklara sahip sığınmacıda Türkiye’de yaşamaktadır. Resmi rakamların dışında Türkiye’ye Suriye, Irak ve İran gibi komşuları başta olmak üzere yoğun şekilde kayıtsız göçmen girmektedir. Bölgedeki hatta müslüman nüfus coğrafyasındaki en istikrarlı ekonomiye ve toplumsal barışa sahip laik Türkiye, kendi ülkesinde ekonomik, sosyal ve siyasal baskı altında yaşayan kitleler için çekim merkezi haline gelmiş durumda. Bu durum ise Türkiye için ciddi bir kayıtsız göç sorunu yaratarak Türkiye’nin hem ekonomisini hem de demografik yapısını tehdit etmektedir.

‘SOSYOLOJİK KIRILMAYI TETİKLER’

“Türkiye, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet sayesinde, Ortadoğu hatta tüm müslüman nüfus ağırlıklı ülkeler arasında eğitim seviyesini çağdaş ve ilerici boyutlara çıkarmış ülkelerin en başında gelmektedir. Türkiye’nin ekonomik yapısı da oldukça geniş ve gelişmiş bir düzeydedir. Kentli nüfusu da, göç veren söz konusu ülkelerle kıyaslandığında oldukça ciddi rakamlara ulaşmıştır. Tüm bu verilerin sonunda; Suriye, Afganistan, Irak, İran ve diğer ülkelerden göç eden kitleler ile Türk halkı arasında başta; eğitim, kültür ve ekonomik yapı olmak üzere birçok alanda ciddi uyuşmazlıklar mevcuttur. Bu sosyolojik gerçeklik de entegrasyon ve bütünleşme sorununun ne kadar ciddi ve aşılması zor bir olgu olduğunu ortaya koymaktadır. Bu uyuşmazlıkların yeni gelen kitlelerle daha da öne çıkacağı aşikardır. Düzensiz göç Türkiye’deki sosyolojik kırılmaları tetikleme potansiyeli taşıyan ve dikkat edilmesi gereken bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.

‘HAKSIZ REKABET BAŞLADI’

“Suriyeli ve Afgan sığınmacıların Türkiye’de yaşadıkları bölgeler; Esenyurt, Bağcılar, Zeytinburnu gibi genelde dar gelirli emekçi insanların yaşadığı ve şehrin periferisinde yer alan semtlerdir. Bu bölgelerdeki emek piyasasının rekabet durumu düzensiz göçmenlerle birlikte daha şiddetli ve haksız hale gelmiştir. Güvencesiz, sigortasız ve kayıtsız çalıştırılan düzensiz göçmenler hem ekonomik hem de toplumsal sıkıntıları derinleştirmektedir. Unutulmamalıdır ki; Türkiye’ye giren her bir kayıtsız sığınmacı aynı zamanda kayıtsız işçi olarak emek piyasasındaki yerini almaktadır. Ekonomideki kayıtsız iş gücü oranının artmasıyla birlikte istihdam oranları düşmektedir. Diğer yandan, emek gücünün, ucuz ve yoğun olması nedeniyle katma değerli ve kalifiye üretim sistemi sekteye uğramaktadır. Bu durumda ise Türkiye ekonomisi olumsuz etkilenmekte, Türk vatandaşları, daha ucuz, kayıtsız ve vergisiz emek imkanı sağlayan sığınmacılarla rekabet etmek zorunda kalmaktadır. Bu durum yeni göç dalgasıyla artması özellikle işçi ve mavi yakalı kitlelerin yoğun yaşadığı bölgelerde şiddet olaylarını tetikleme potansiyeli taşımaktadır.

İLLEGAL FAALİYETLER ARTIYOR

“Kayıtsız göçün artmasıyla birlikte illegal faaliyetlerde de artış meydana gelmektedir. Örneğin; Afgan sığınmacıların yoğunlaşmasıyla birlikte Van, Ağrı gibi bölgelerde insan kaçaklılığı oldukça yaygın hale gelmiştir. Hatta Van Gölü çevresinde balıkçılık için kullanılan tekne ve botların insan kaçakçılığı için kullanıldığı da bilinen vakalar arasındadır. BBC’nin hazırladığı rapora göre; Dünya’daki afyon (eroin) üretiminin yüzde 90’ı Afganistan’da gerçekleşmektedir. Bu uyuşturucu ‘Balkan Rotası’ yani Türkiye üzerinden Avrupa pazarına ulaştırılmaktadır. Terör örgütü PKK’nın en ciddi gelir kalemlerinden birisi olan uyuşturucu da Afganistan ve Pakistan’dan temin edilen afyona dayanmaktadır. Tüm bu verilerle ve Afganistan’dan ülkemize gelen sığınmacı akını birleştirildiğinde Türkiye’nin narko-terör anlamında da ciddi bir riskle karşı karşıya olduğu ortaya çıkmaktadır. Türkiye’ye kayıtsız şekilde giren her bir Afgan sığınmacı ciddi bir narkotik riski de barındırmaktadır. Sığınmacı akınının bu şartlarda devam etmesi uzun vadede birçok illegal faaliyeti normalleştirirken Türkiye’nin terör tehlikesi altında bulunan illerinin huzuru ve güvenliği için de yeni riskler yaratmaktadır.

ESPİNOYAJ TEHLİKESİ

“Kayıtsız göç beraberinde espiyonaj tehlikesini de kuvvetlendirmektedir. Örneğin; İran’ın Afganistan ve Pakistan Şiilerinden oluşan Fatimiyyun ve Zeynebiyyun isimli tugayları bulunmaktadır. Bu askerler İran’ın farklı ülkelerdeki vekil gücü hatta casusu olarak faaliyet yürütmektedir. İran; Suriye, Lübnan, Yemen gibi ülkelerde bu kitleleri yoğun şekilde desteklemekte ve fonlamaktadır. Türkiye’nin stratejik durumu ve Suriye’deki pozisyonu baz alındığında bir takım devletlerin yeni Afgan göçünü kendi emelleri için kullanması oldukça olası gözükmektedir. Diğer yandan; istihbarat örgütlerinin Türkiye faaliyetleri için kullanılacak potansiyel binler karşımızda durmaktadır. Özellikle Afganistan ve Suriye üzerinde gerçekleşen kayıtsız göç dalgası Türkiye’nin güvenlik ve huzurunu tehdit etmektedir.

‘FONCULAR SAVUNUYOR’

“Suriyeli göçü Türkiye’nin demografik yapısını tehdit ederken; Suriye’nin kuzeyini işgal eden PKK’nın bölgeyi homojenleştirmesine ve Kürtleştirmesine de kapı aralamaktadır. Suriye savaşındaki veriler ve göç durumu incelediğinde Kuzey Suriye’deki yüzlerce Arap ve Türkmen köyü boşaltılarak buralara YPG unsurları yerleştirilmiştir. Türkiye’nin aleyhinde gerçekleşen kayıtsız göç sorunu YPG-PKK’nın lehinde ilerlemektedir. ABD, AB ve diğer yapılanmalardan fon alan medya kişileri ve kurumları incelediğinde de tamamının ciddi şekilde düzensiz göçmenleri ve kayıtsız sığınmacıları savunduğu görülmektedir. Belli bir ajanda da yayın ve program yapan bu kişi ve kurumların tavrı da dikkate alındığında Suriyeli ve Afgan göçünün Türkiye’ye olan siyasi, ekonomik, toplumsal ve demografik maliyeti giderek tehlikeli seviyelere ulaşmaktadır.

‘SINIR DIŞI EDİLMELİLER’

“Göç konusu bir beka sorunudur. Türkiye’nin demografik yapısının bozulmasına tahammülü yoktur. Ciddi güvenlik ve milli birlik tehdidine ve hatta saldırısına dönüşmüş bu göç sorununa karşı acilen sınır güvenliği sağlanmalı, sınırlarımızdan giren herkes kayıt altına alınmalı, gayri hukuki giriş yapanlar hızlı durum değerlendirmesinden sonra sınır dışı edilmelidir.”

Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/haber/goc-konusu-milli-birlige-tehdit-253705

12.08.2021