Türkiye,Suriyelilere temel insani hizmeti sağlamayı kabul etmesinin yanı sıra Göç Yönetmeliği’nde sunulanın ötesinde ve uluslararası hukuk çerçevesinde tanımlanan ‘geri-göndermeme’ ilkesini benimsemiştir.Türkiye, Suriyelileri şartlı mülteci statüsüne aldığı için hukuki sorunlarla karşılaşabilir.

Emperyalizmin Irak’ın işgaliyle başlattığı Ortadoğu projesi hedefine ulaşamadı ancak Ortadoğu coğrafyasında büyük bir göçün yaşanmasına neden oldu. En büyük zorunlu kitlesel göç dalgası da 2011’den itibaren Suriye’den, Türkiye’ye doğru gerçekleşti. Herhangi bir çatışma veya kavga olmadığı sürece gündeme gelmeyen göçmenlerden kaynaklı sorunları araştırmak için başlattığım çalışma beni büyük bir fuhuş sarmalına götürdü. Bu çalışma “İstanbul’un Fuhuş Dosyası” adıyla üç bölüm halinde yayımlandı. Bu yazıda ise mülteci sorunlarına sosyolojik açıdan yaklaşarak Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin statüleri hakkında bir değerlendirme yapacağız.

Genel olarak göçmenler bir yandan içinde doğdukları, içselleştirdikleri kültürel yapı ile değerleri muhafaza etmeye çalışırken diğer yandan gittikleri yerin sosyo-kültürel şartlarına uyum sağlamak gibi birçok sorunla karşılaşacaklardır. Algıdaki değişim ile başlayan göç; mekânda yer değiştirme, varılan yere uyum ve bütünleşme aşamalarıyla devam edeceğinden etkileri de ancak birkaç yıl sonra daha somut şekilde görülmeye başlanacaktır. Türk vatandaşlarının önce “misafir” kabul ederek büyük bir yardım seferberliği başlattığı Suriyelilere beş yıl sonra daha rasyonel yaklaşmasının ve hatta “istenmeyen halk” olarak ilan etmesinin başlıca nedeni sosyal etkilerini daha derinden hissetmeye başlamış olmasıdır. Türk vatandaşlarının bu tutumu, göç edilen yerde uyumun gerçekleşmediğini ve göçün başarıyla tamamlanmış bir süreçten çıktığını göstermesi bakımından dikkate alınması gereken bir tavırdır.

YASAL DÜZENLEMELER

Birleşmiş Milletler, Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR)’nin verilerine göre 2016 yılı itibarıyla 244 milyon insan başka bir deyişle dünya nüfusunun yüzde 3,2’si, uluslararası göçmen konumundadır. Bu raporda en dikkat çeken husus ise 2016 yılı ortası itibarıyla 2,8 milyon mülteci ile bütün ülkeler arasında en yüksek sayıda mülteci nüfusuna ev sahipliği yapan ülkenin Türkiye olduğudur. Türkiye’yi sırasıyla Pakistan 1,6 milyon, Lübnan 1 milyon, İran 978.000, Etiyopya 742.700, Ürdün 691 bin 800, Kenya 523 bin 500, Uganda 512 bin 600, Almanya 478 bin 600 ve Çad 386 bin 100 mülteci nüfusuyla izlemektedir. Ayrıca UNHCR, Mayıs 2017 tarihi itibariyle Türkiye’deki toplam Suriyeli sığınmacı sayısının 2 milyon 969 bin 669’a ulaştığını, bunların yüzde 8,60’ının konteynır kent veya çadır kentler gibi kamp alanlarında, yüzde 91,40’ının ise kamp dışı alanlarda ikamet ettiğini açıklamıştır. Bunun yanı sıra Suriyeli göçmenlerle ilgili AFAD, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, bazı sivil toplum kuruluşu verileri ve son yıllarda yapılmış olan bilimsel çalışmalar, Türkiye’nin en çok mülteci kabul eden ülke olduğunu ortaya koymuştur.

Türkiye’ye girişi itibariyle herhangi bir yasal geçerliliği olmayan ve mültecileri “misafir” olarak tanımlayan Türkiye, mültecilerin mevcut statülerini Ekim 2011 tarihinde “geçici koruma” statüsüne almış ve böylece onlara daha çok yasal haklar tanınmasının yolunu açmıştır. Bu konudaki en önemli yasal düzenlemeyi de 22 Ekim 2014’teki “Göç Yönetmeliği” ile yapmıştır. Buna göre Suriye’deki olaylar nedeniyle 28 Nisan 2011 tarihinden itibaren Türkiye’ye gelen Suriyeli göçmenler “geçici koruma” altına alınmış ve 1994 Yönetmeliği’nde “sığınmacı” olarak ifade edilen ve (Avrupa dışından gelen) mültecilik kriterlerini taşıyanlara ilişkin olarak da “şartlı mülteci” kavramı kullanılmaya başlanmıştır. Kuşkusuz başta savaş olmak üzere insanları yaşadığı yeri terk etmeye zorlayan birçok nedenler var fakat Suriyeli sığınmacıların göç nedenini en iyi açıklayan, bu tür faktörlerin siyasal etkenleridir diyebiliriz.

TERSİNE GÖÇÜ ZORLAŞTIRAN ETKENLER

Türkiye’de 9 yıl gibi uzun bir süreden beridir göçmen statüsündeki Suriyelilerin sosyo-kültürel uyum sağlayamadığı gibi gasp, taciz, hırsızlık gibi vakalarla gündeme gelmesi, Türk halkının kendilerine olan bakış açılarını değiştirmekle kalmamış, şiddet eylemlerine varan toplumsal çatışmalara neden olmuş ve böylece kronik sorun yumağına dönüşmüştür. Buna rağmen Türkiye, Suriyelilere sağlık ve barınma imkânları gibi her türlü temel insani hizmeti sağlamayı kabul etmesinin yanı sıra “Göç Yönetmeliği”nde sunulanın çok daha ötesinde ve uluslararası hukuk çerçevesinde tanımlanan “geri-göndermeme” ilkesini benimsemiştir.

Türkiye, Suriyelileri “şartlı mülteci” statüsüne aldığı için sığınmacılık, mültecilik gibi statülerinden kaynaklı hukuki sorunlarla karşılaşabilir. Fakat asıl ciddi sorun, yeniden göçe zorlanmaları durumunda Türkiye’yi insan hakları gibi uluslararası ciddi bir sorunla baş başa bırakacak olmalarıdır. Çünkü kalış süreleri uzadıkça, yaşadıkları bölgelerde küçük iş alanlarına yönelen ve hatta gayrimenkul alarak yatırım yapan Suriyeliler, yerleşik düzene geçmeye başlamışlardır ki, bu durum tekrar geri dönmelerinde birinci derecede caydırıcı etkendir. Tüm bu veriler dikkate alındığında mevcut Suriyeli mültecilerin kendi rızalarıyla ülkelerine geri dönmek gibi bir niyetlerinin olmadığı, bu konuda yapılacak olan yasal düzenlemelerin ise uluslararası hukuki sorunları da beraberinde getireceği yüksek ihtimaller arasındadır.

Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/gocun-sosyolojik-ve-hukuki-boyutlari-turkiye-kasim-2019

24.11.2019