Yusuf Karaca yazdı…

Depremin bıraktığı acı, milleti bütünleştirdi. Öyle ki, Kürt’ü, Lazı, Çerkezi, bir bilek bir yürek oldu. Ordu başta olmak üzere bir çok ilden insanlar erzak, battaniye gönderdiler. Urfa’dan, Adıyaman’dan kurtarma ekipleri geldiler.

Kıskanılacak bu birlik bereaberlik, önce sosyal medya üzerinden “Elazığ Kürt mü” sorusuyla sabote edilmeye çalışıldı. Ardından bir “Suriyeli Mahmut” tezgahı devreye sokuldu. Oluşan birlik ruhuna, “tuz ruhu” döküldü resmen.

Depremin “kahramanı” Suriyeli Mahmut!

Nerden çıktı, nasıl geldi, pek anlaşılmadı!

Yandaş medya olaya bir daldı, sormayın.

“Kabataş tezgahı”nda adı geçen, Cemile işe koyulup, sosyal medya hesabında güzellemeler yaptı.

Sonra, Kozluklu Fuat “54 yaşındayım ama senin ellerinden öperim” dedi, hem de devlet kanalındaki haber bültenlerinde.

Varsa yoksa, Suriyeli Mahmut!

Mahmut, Türkçe bilmiyor ve oldukça şaşkın. Sanki biri orada tutup getirmiş gibi bakıyor.  “Enkaz altında beni ve eşimi bir Suriyeli kurtardı” diyen kadın, hiç enkaz altında çıkmış birine benzemiyor.

Ne Mahmut’un bunları kurtardığını gören, var ne bunların enkaz altından çıktığını…

“Mahmut bizi enkazda çıkarırken, elleri kolları parçalandı!..” diyen kadın, Mahmut’un ellerini kollarını tutmuş gösteriyor, bir şey ısbatlarcasına. Mahmut’un ne elinde iz var, ne kolunda. Ayrıca ne eşi yaralı ne kendi…

İyi ki de değil, yanlış anlaşılmasın. Hangimiz isteriz, insanların yaralanmalarını, Allah korusun herkesi. Fakat Elazığ depreminde, kimse kimseyi de kandırmasın.  Kimse bize “Suriyeliler” güzellemesi yapmasın.

“50 milyar dolar, Suriyelilere feda olsun” demez kimse, bunu beklemeyin. Kabul edelim, Mahmut denilen delikanlı, gerçekten bu aileyi kurtarmış olsun. Teşekkür ederiz, “Allah razı olsun” deriz.

İktidar, Suriyeliler konusunda sıkışmış durumda… İktidarı da anlarım ama yeri değil. İnsanlar can derdinde iken, vatandaş “acı da siyaset olmaz” görüşünde hemfikir iken, algı operasyonuna girişmek, çok çirkin.

İşin bir başka garabeti ise 17 Ağustos depremi ile Elazığ depremininin karşılaştırılmasını yapmak. “Efendim 99 depreminde devlet yokmuşta, şimdi devlet görmüşüz!”. El insaf, o deprem ile bu deprem kıyas edilir mi!

Ne büyüklüğü, ne yıkımı hiç bir şeyi mukayese edilemez. Birinde binlerce ev yıkılırken, diğerinde 75 ev yıkıldı. Birinde 18 bin insan ölürken(bu resmi rakam, doğrusu 50 bin civarı deniliyor), Elazığ depreminde çok şükür, 40’ın altında…

Deprem üzerinden birleşmişken, siyaset yapıp tekrar ayrışmayalım. İktidarın inatla göndermek istemediği “Suriyeliler”i, algıyla kimse tepemize çıkarmasın.

Bu Suriyeliler neden burada:

Suriye’nin Kuzeyi, insandan arındırılarak, ikinci İsrail kuruluyor.  ABD, burasını silahlandırdı, iktidar ise Suriyelisizleştirdi, proje bu… Bunu, “Esad’la görüşmemede inat etmek” şeklinde anlamak, oyunu asla görememektir. “Suriyelileri gönderceğiz” restleşmesine girdiler ABD ile bir ara, umutlandık, sonra Trump’ın telefonu ile “Suriyelilere villa” noktasına geldik.

Suriyelilerin Türkiye’de kalmasını, ABD ve İsrail istiyor. Bizimkiler de bunlardan bir “kahraman” çıkarmaya çalışıyorlar.

Yemezler aslanım!

Jandarma Subay Zehra, enkazın  altına girmiş, yaralıya su veriyor, psikolojik destek veriyor, adından bile söz edilmiyor. Asker, enkaz altında canlı buldu diye sevinçten ağlıyor “komutanım canlı” diye kendinden geçiyor, lafı bile edilmiyor.

Kahraman kim?

AFAD üyeleri, Jandarma Arama Kurtarma (JAK) üyeleri, ve Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE), üyeleri ve bütün halkımız.

Kahraman, Binbaşı Burak Özer, Yüzbaşı Yusuf Mataracı… Adı sanı zikredilmeyen, bütün vatan evlatları… Ne iki deprem üzerinden “sidik yarışı” doğru, ne de Suriyeli’den çakma bir kahraman çıkarmak doğru.

Ayrıca bizler daha neler bekliyor farkında mıyız? Belki üç gün içinde, belki üç yıl içinde büyük bir deprem olacak.

Var mı hazırlığımız!

Medyayı teslim almış iktidar, teslim alamadığı sosyal medya konusunda  korku salıyor insanlara. Bu neyin korkusu? Diyanet, “deprem paralarını sormak, caiz değil” fetvası versin, rahatlayın!

Dün Malatya’da  bir köye çadır verdiler, kuracak ekip yok. Askerler gelip kurdu. 17 Ağustos depreminde, yaralar Mehmetçikle sarıldı. O zamanlar, “deprem askerin yaptığı içkili parti yüzünden oldu!” dyen kafalar, şimdi iktidar.

Şimdi ihmallerinin üzerine birer, “kader” örtüsü çekiyorlar.

Şimdi ben de, “Elazığ, Malatya yüzde 70 oy verdi AKP’ye, deprem onları bu yüzden vurdu!”mu diyeyim. Hayır, bunu demeyeceğim!

Deprem birbirimizi tutan şey oldu. Ayrıştıran, kamplaştıran, olmasına Müsaade etmeyelim.  İçimizdeki fay hatlarını yok etmek zorundayız. Biriken enerji, ülkemizi sallamadan, biz boşaltalım. Birikmiş enerji ile bizi enkaza sokmak isteyenler var.

Enkaz altında kardeş olmak istemiyorsak, Haydar Hoca’ya kulak vereceğiz. O, hepimizi kapitalizmin enkazı altından kurtaracak, tek kahraman. “Sesimi duyan var mı!” diye, 20 yıldır sesleniyor. Enkaz öylesine üzerimizi kaplamış ki, onu duymuyoruz.

Aç kalmak için, depreme ihtiyacımız yok. İş ve Aş ihtiyacı, battaniye ihtiyacını geçti.İşsiz ve aşsız isen zaten soğuktasın.  Depremsiz de, soğukta kalırsın.

Kaynak: http://www.yenimesaj.com.tr/kahraman-suriyeli-yersen-tabi-H1335139.htm

28.01.2020