Arslan BULUT

“Mülteciler silah olarak kullanılabilir mi?” konusunu, Harvard üniversitesinde yapılan bir araştırmaya dayanarak Banu Avar gündeme getirmişti. Banu Avar, konuya “Zemberek” adlı kitabında da yer vermişti. Hatırlayalım:

“Harvard Üniversitesi’nde yapılan ‘Bir savaş silâhı olarak tasarlanan göç olgusu’ (Strategic Engineered migration as a weapon of war) başlıklı araştırmada, mülteciler olgusunun hedef ülkelerde savaş ve barış zamanlarında stratejik bir silâh olarak kullanılabileceği ve bunu kontrol eden devlete yarar sağlayacağı tespiti yapılıyor.”

***

“Ahmet Türk Günlüğü” adlı İnternet sayfasında da o araştırmaya yer verildi:

“Mülteciler olgusu ve ‘düzensiz göç’ tablosu operatif anlamda ‘özellikli’ bir silâh olarak kullanılabilir mi?

Mülteciler olgusu ve ‘düzensiz göç’ savaş zamanında olduğu gibi, barış zamanında da silâh olarak kullanılabilir mi?

Mülteciler konusunu ve ‘düzensiz göç’ şartlarını gizli ve açık hazırlayan ve sömürmeye çalışan irade, nasıl bir başarı sağlayabilir?

Bu inceleme ilk olarak 2008’de Sivil Savaş/İç Savaş dergisinde (Civil Wars journal) yayınlandı. İncelemenin yazarı Kelly Greenhill yukarıdaki sorulara cevap vermeye çalıştı.

ABD Ortadoğu orijinli bu konularda faaliyet yürüten özel bir görev gücü ihdas etmiş, çatışma yönetimi stratejileri geliştirmiş ve bu projelere ciddi fonlar ayırmıştır.”

***

Yazar burada Türkiye’ye yönelik göçün neredeyse yönetilir olmaktan çıktığını ve “dış müdahalelere açık hâle geldiği”ni ve bir milli güvenlik sorununa dönüştüğünü belirtiyor ve şu tespitleri yapıyor:

“İstenen de budur. Türkiye ABD’nin bu konuda bir laboratuarıdır adeta.

Civil Wars journal’da yayınlanan ilgili makalede mülteciler hakkında ‘en etkili silâh’ ifadesi kullanılıyor ve etki alanı olarak tespit edilen yeni topraklara gelen göçmenlerden/mültecilerden meydana getirilen, yıkıcı terör eylemlerini yürütmek kapasitesine sahip ‘küçük gerilla grupları’nı teşvik etmekten bahsediliyor.

ABD İç Güvenlik Departmanı tarafından 2014’te hazırlanan, Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri Dairesi faaliyetleri kapsamında 1519 kişiye mülteci statüsü verilmiş, ikamet hakkı ve hükümetin koruması altında yaşama garantisi verilmiş.

Lakin muafiyet hakkı tanınan söz konusu insanların hepsinin, bu veya şu şekilde, terörist guruplarla bağlantıları olmaları veya yıkıcı faaliyetlerde bulunmada deneyimleri olmaları ilginçtir.

ABD, dünyanın her yerindeki çatışma ve iç savaş bölgelerinde sadece savaşları değil, göç olayını da stratejik olarak kullanıyor. Suriye de bunlardan biri… ‘Düzensiz göç’ olgusunu silah olarak kullanmak planlaması yapılıyorsa, bu tarz bir savaşı ancak ABD yönetiminin tasarlayabileceği konusunda herkes emin olabilir. Bilhassa burnumuzun dibinde konuşlanan ABD’nin derin yapılanması ve kirli eli CENTCOM bu tür işlerin tam bir kompetanı…”

***

Şimdi dünkü yazımda yer verdiğim İstanbul İl Göç İdaresi Müdürü Recep Batu’nun geçici koruma ile Suriyelilere üç konuda garanti verdiklerini belirterek, “Bunlar, geri gönderilemez ilkesi, kimliklendirilmesi ve temel hizmetlere ulaşım. Geri gönderilemez ilkesi, savaş devam ettiği müddetçe gerçekleştirilemez. Şu anda Suriyelilerin yüzde 99’u kayıt altındadır. Kayıtlı olduğu illerde sağlık hizmetlerine, eğitim hizmetlerine ulaşması gibi.” diye konuşmasını hatırlayalım…

ABD de mülteci statüsü verdiği kişilere ikamet hakkı tanıyor ve hükümetin koruması altında yaşama garantisi veriyor!

Oysa Türkiye’dekiler “mülteci” değil “geçici koruma” kapsamında!

***

Tehdit daha başlamadan kamuoyunu uyaran Sinan Ogan‘a ve “Açıkça uyarıyorum. 5 Milyon Suriyeli ile iç savaş çıkaracaklar” diyen Ümit Özdağ‘a saldıranlar ise ABD’nin, Türkiye’ye sürdüğü Suriyelileri, Türkiye’ye ve Türk kimliğine karşı stratejik bir silâh olarak kullanmaya başladığı gerçeğini örtmeye çalışan etki ajanlarıdır.

Kaynak Yeniçağ: Suriyeliler olgusu daha başlangıç! – Arslan BULUT

01.08.2019