Türkiye’de ‘geçici koruma altında’ olan Suriyeli kadınların yalnızca yarısından biraz fazlası ev sahibi toplum üyeleriyle sosyal ilişki kuruyor.

Yaklaşık 81 milyon kişinin yaşadığı Türkiye, Birleşmiş Milletler’e (BM) göre 3.5 milyon ‘geçici koruma statüsü’ndeki Suriyeli’ye ev sahipliği yapıyor. Bu sayının yarısını kadınlar oluşturuyor.

UN Women’ın (BM Kadın Birimi) yayınladığı ‘Türkiye’de Geçici Koruma Altındaki Suriyeli Kadın ve Kız Çocukların İhtiyaç Analizi’ ise Türkiye’de geçici koruma altındaki Suriyeli kadınların sadece yarıdan biraz fazlasının ‘ev sahipleri’yle sosyal temas kurduğunu gösteriyor. Türkiye’de neredeyse her 23 ‘ev sahibi’ne bir ‘misafir’ düşüyor ancak bu misafirlerin en azından dörtte biri ev gezmelerinde oyuna alınmıyor, arka odada tek başına oturuyor…

UN Women’ın Haziran ayında yayınladığı rapor, yedi farklı şehirde toplam bin 291 Suriyeli kadın ve kız çocuğuyla yapılan görüşmelere dayanıyor. Analize göre, Türkiye’de geçici koruma statüsünde bulunan Suriyeli kadınların karşılaştığı en büyük zorluklar barınma imkanına erişememe, Türkçe konuşamamak ve işsizlik.

‘Misafir’ ülkenin dilini konuşamamak, bu sorunlar arasında en çok öne çıkanı; çünkü toplumun geri kalanıyla iletişim kurmak, kamu hizmetlerine erişim, iş bulma gibi birçok alt başlıkta da Suriyeli kadınların hayatını etkiliyor. Suriyeli kadınlar, Türkiye Cumhuriyeti devletinin onlara sağladığı hizmetlerden, -özellikle de sağlık alanında, memnun olsalar da; ‘dil bariyeri’ haklarından kapsamlı bir şekilde haberdar olmaları ve gerektiğinde talepte bulunmalarının önünde engel teşkil ediyor. Rapora göre, Türkiye’de geçici koruma statüsünde bulunan Suriyeli kadınların yüzde 70’i hiç Türkçe konuşmuyor.

Suriyeli kadınların sadece yüzde 2.2’si yaşadığı yeri ‘çok iyi’ olarak nitelendiriyor

Türkiye’nin 2012 yılında aldığı, ‘Suriyelilerin kamplarda/ barınma merkezlerinde kalmasına öncelik vermeme’ kararı sebebiyle, ülkedeki Suriyeli sığınmacıların yüzde 93’ü kentlerde ikamet ediyor. Bu durum, ‘barınma sorunu’nu da beraberinde getiriyor. UN Women’ın görüştüğü kadınların yüzde 36’sı, yaşadıkları yerin koşullarını ‘kötü ya da çok kötü’ olarak tanımlıyor. Yüzde 62’si, evlerini ‘yaşanabilir’ olarak nitelendirirken, sadece yüzde 2.2’lik bir kesim oturduğu yerin ‘çok iyi’ olduğunu söylüyor.

Türkiye’de geçici koruma statüsünde bulunan Suriyeli kadınların %17’den fazlası hiç güneş ışığı ve hava almayan bodrum katları ya da gecekondularda yaşadıklarını belirtirken; özellikle Konya ve İzmir gibi kentlerde aileler ‘masrafları’ azaltmak için evleri başka kişilerle paylaşıyor.  Bu durum, Suriyeli kadınların ‘savunmasızlık’larını da artırıyor. Kalabalık evlerde yaşamak, kadınlara fazladan bakım yükü olmakla birlikte genellikle onların cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz kalma risklerini de artırıyor.

Barınma koşullarına rağmen Suriyeli kadınlar, güvenlik problemi, dil bilmeme nedeniyle iletişim kuramamak ve misafir toplumdaki ‘bazı önyargılar’ nedeniyle hayatlarının büyük bir bölümünü evlerinde geçiriyor. Kadınların sadece yüzde 28’i evlerinden her gün çıktıklarını belirtirken; yüzde 40’a yakını ise evden haftada bir ya da daha az çıktıklarını söylüyor.

Rapordaki en önemli bölümlerden bir tanesi ise, Suriyeli kadınlar ile misafir toplum arasındaki iletişim. Suriyeli kadınlar ‘ev sahibi toplum ile ilişki kurmanın önemli olduğunu’ düşünseler de; yalnızca yarıdan biraz fazlası bu tarz bir iletişim kurduğunu belirtiyor. Öte yandan raporda, Suriyeli kadınlar ile Türkiye’deki hemcinsleri arasındaki ilişkiye dair ilgi çekici şu yoruma yer veriliyor:

“Suriyeli kadınların bir kısmı Türk kadınların onlara bağımsızlık ve güçlenme konularında iyi örnek olup onlara istihdama erişim, erken yaşta evlilik ve eğitim alanlarında süregelen bazı tavırları sorgulamaları konusunda yardımcı olduklarını belirtmiştir.”

Suriyeli kadınların en çok memnuniyet belirttikleri konuların başında  ‘sağlık hizmetlerine erişim’ gelirken; yine de yüzde 14’lük bir kısım ‘ayrımcı tavır, önyargı ve dil ve/veya kültürel engellerle karşılaştıklarını ve bu durumun hizmet kalitesini düşürdüğü ya da onları hizmetten yoksun bıraktığını’ söylüyor.

En büyük problemlerden biri ise eğitim konusunda yaşanıyor. Okul çağındaki Suriyeli çocuk ve gençlerin yüzde 40’ı eğitimin dışında yer alıyor. Eğitim konusu kız çocukları özelinde değerlendirildiğinde ise durumun vehameti artıyor. Kız çocuklarında okula devam etme oranı, 12-14 yaşları arasında yüzde 60’ken, 15-17 yaşları arasında dramatik bir şekilde yüzde 23’e düşüyor.  Raporda, kız çocuklarının eğitimi yarıda bırakmasının esas sebepleri arasında ‘erken yaşta evlilik, aile baskısı, çalışma, ev işleri ve bakım sorumlulukları’ gösteriliyor.

Dil bariyerinin yanı sıra, ‘toplumsal cinsiyete bağlı belli sorunlar’ sebebiyle Suriyeli kadınların iş gücüne katılımı da oldukça düşük. Suriyeli kadınların sadece yüzde 15’i düzenli ya da düzensiz/mevsimlik işlerde çalışıyor. Çalışan kadınların yarıdan fazlası çalıştıkları işten memnun olduklarını söylese de, geri kalan kısım ‘ücretlerin düşüklüğü, uzun çalışma saatleri ve işyerindeki çalışma şartları’ndan şikayet ediyor.

UN Women’ın hazırladığı raporda, elde edilen veriler ışığında şu önerilerde bulunuluyor:

  • Suriyeli kadınların Türkçe dil kurslarına erişiminin desteklenmesi ve genişletilmeye devam edilmesi. Çocuk bakım hizmetleri sağlayarak ve uygun olduğunda, yalnızca kadın öğrencilerden oluşan sınıflar oluşturarak kadınların bu kurslara katılmasının sağlanması.
  • Suriyeli kadınların güvenli barınma ihtiyaçlarına destek olmak için, Sosyal Uyum Yardım Programı (ESSN) ve diğer nakit yardım programlarının uzatılması gibi muhtemel tedbirlerle yeni yöntemlerin geliştirilmesi. Kısa dönem kira düzenlemeleri, kiracı hakları ve sorumlulukları üzerine bilgilendirme yapılması, yenilikçi sosyal konut projelerinin düşünülmesi (Suriyeli ve ev sahibi toplum üyeleri için) ve Suriyeliler’in konut sahibi olmalarının önündeki hukuki engellerin azaltılması.
  • Suriyeli çocukların okula kaydedilmesi ve okulda kalmaları için CCTE ve benzeri diğer programlar aracılığıyla yürütülen faaliyetlere devam edilmesi. Okumamakta olan genç kadınlara ulaşmak ve onları örgün eğitime, Türkçe dil kurslarına ve/veya mesleki eğitim kurslarına yeniden dahil etmek amacıyla müdahalelerde bulunulması.
  • Türkçe ve Arapça dillerinde kadınlar tarafından kullanılan platformlarda, aile planlaması, ücretsiz hukuki destek ve yeni e-devlet çalışma izni prosedürleri de dâhil olmak üzere Suriyeli kadınların erişim sağlayabileceği hizmetler hakkında kamu bilgilendirme kampanyalarının genişletilmesi.
  • Karma aktivitelerde bulunmak istemeyen ya da bulunamayan kadınları da destekleyebilmek adına yalnızca kadınlardan oluşan programların devam ettirilip bu kadınların toplumda daha faal, ev sahibi toplumla daha yakından ilişki sahibi ve daha dirençli olmalarına yardımcı olunması.
  • Kadınların yalnızca geleneksel anlamda kadın mesleği olanlar (dikiş, aşçılık, kuaförlük, vb.) dışında düzenli istihdam edilebilecekleri alanlarda da mesleki eğitime erişimlerinin geliştirilmesi.
  • Suriyeli kadın ve kız çocuklarına özgü ihtiyaçlara ilişkin cinsiyete göre ayrıştırılmış veri toplanması, programlamada cinsiyete duyarlı göstergeler kullanılması, kadın mültecilerle ilgili değerlendirme ve analizlerinin yaygınlaştırılıp müzakere edilmesi ve 3RP’nin Türkiye bölümleri, izleme ve değerlendirmeler kısmı dâhil olmak üzere anket, görüşme ve planlamalara kadınların ve kadın örgütlerinin dahil edilerek analizlerin devam ettirilmesi.
  • Sosyal uyum ve birlikte yaşamayı kolaylaştırmak adına Suriyeli ve diğer sığınmacı toplum üyelerinin ev sahibi toplum üyeleriyle etkileşime girebilecekleri ortak alanlarının oluşturulması ve geliştirilmesi.

* UN Women’ın yayınladığı raporun tamamına İngilizce ve Türkçe olarak ulaşabilirsiniz. 

kaynak: http://t24.com.tr/haber/turkiyenin-arka-odasinda-oturan-suriyeli-kadinlar,690693

01.09.2018